<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-9"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title>SOLPLATFORM</title>
		<link>http://www.solplatform.org</link>
		<description><![CDATA[Sitemiz Solplatform; &#8220;Komünist Kültür ve Devrimci Dayanışma Platformu&#8221;dur, herhangi bir örgüt ya da partiyle bağı yoktur. Eşitlik, özgürlük, ortaklık, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya ortak değerlerimiz,yurdumuz ise bütün cihandır. Bu yüzden şoven, ırkçı, milliyetçi, militarist, dogmatik, cinsiyetçi ifadelere forumumuzda yer yoktur. Burjuvazinin &#8220;kutsalları&#8221;, burada geçersizdir.]]></description>
		<language>tr</language>
		<lastBuildDate>Thu, 09 Sep 2010 23:28:09 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>60</ttl>
		<image>
			<url>http://solplatform.org/images/misc/rss.jpg</url>
			<title>SOLPLATFORM</title>
			<link>http://www.solplatform.org</link>
		</image>
		<item>
			<title><![CDATA[Sistemin ihtiyacı:  'düşman']]></title>
			<link>http://www.solplatform.org/showthread.php?t=5187&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Fri, 27 Aug 2010 10:58:31 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[SİSTEMİN İHTİYACI:  'DÜŞMAN' 
 
 
TC kuruluş aşamasından önceki dönem de dahil sürekli savaş,kargaşa ve kaos içinde yaşadı.Bunların belli kısmına...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font face="Comic Sans MS"><font size="3">SİSTEMİN İHTİYACI:  'DÜŞMAN'<br />
<br />
<br />
TC kuruluş aşamasından önceki dönem de dahil sürekli savaş,kargaşa ve kaos içinde yaşadı.Bunların belli kısmına dahil oldu belli kısmını kendisi yarattı.Sistem bunlardan istifade ederek kendini korudu,'geliştirdi,ilerletti'.Doğanın en temel kanunu olan değişimi 'düşman' kavramı üzerinden uygulayarak kendi insanını ezdi,ezdirdi,işkencelerden geçirdi,katliam yaptı.Ülkede olup bitenlerle pek ilgilenmeyen ve ilgilenmesini de asla istemediği sıradan insanlara da kapitalizmin sömürüsüne layık gördü.Batı kapitalist sistemi varolan herşeyi kendi emel ve çıkarına kullanmakta uzmanlık derecesinde maharetlidir.Feodalite,komünizm hayaleti ve sonrasında 'tehlikesi' ,kölelik,3ncü dünya diktatörleri,sanayileşme,hukuk,bilim vb sayılabilecek çok sayıda kavramı kullanarak kendi sistemini yerleştirdi ve/veya güçlendirdi.Batı sistemini kendince uygulamaya çalışan TC de benzer yollar izledi,ya 'düşman' yarattı ya da hazır buldu. Gericilik,kömünizm,pkk ve şimdilerde ergenekon(ulusalcılar)  'düşman' ilan  edilerek sistem manüpülasyonu devam ettirilmektedir...<br />
<br />
<br />
Aklı başında her sol,sosyalistin gericilikle mücadele etmesi gayet doğal ve doğrudur.TC nin de gericilikle mücadele etmesi gayet doğal ve doğrudur.Yanlış olan uygulanan metotlar ve yöntemlerdir,samimiyetsizliktir...Osmanlının son dönemlerinde başlayan batılılaşma  hareketleri İT ile  merhale katetmiş TC ile temel anlayış haline gelmişti.Sistem yanlıları tarafından dillendirilen 'batılılaşma değil çağdaşlaşma' söylemlerinin aslında TC açısından aynı kapıya çıktığı görülecektir.TC kurulduğundan beri asla kapitalizme karşı çıkmamış tam tersi bu yolda kendi burjuvasisini oluşturma yoluna gitmiştir.Dolayısı ile hedeflediği kapitalist modernitedir ,bilimsel modernite değil.Buradan da TC açısından çağdaşlaşmanın,Osmanlıdan beri devam edegelen batılılaşma hareketinin devamı olduğu anlaşılır bir durumdur...TC gericilikle mücadele ederken uzun yıllar kemalizmi daha sonra laiklik kavramını önplana koydu.Bu kavramlar üzerinden 'çağdaş' toplum oluşturmayı düşündü.68 kuşağının önemli oranda kemalizme sarılmasında gericilikle mücadele ve 'çağdaşlaşma' anlayışı vardı...  Ne var ki sistem, oluşturmayı düşündüğü 'Türk' toplumu uğruna  gericiliğin ana kaynağı durumundaki dine sarıldı.Bu aslında tezat olmayan bir tezatlıktı,temel politikalarıyla örtüşen konumdaydı.Keza 12 eylül zihniyeti bir yandan okullara din kültürü ve ahlak bilgisi dersini koydu diğer yandan türbanı yasakladı.90 lı yıllarda bir yandan bir karış sakallı adamları gösterip irticai tehlike yaygarası kopartıldı diğer yandan tarikatsal yapılar el altından beslendi.Fethullahçıların okulları,dersaneleri,öğrenci yurtları,her köşe başına yaptırdıkları camileri,vakıfları,dernekleri vs devletin verdiği resmi izinle faaliyet yürütüyorlar... Kapitalist modern bir toplum hedefleyen TC,elbette düşünen,sorgulayan insanlar istemeyecekti.Böylelikle toplumsal ve kültürel yozlaşma hayatın bir parçası haline getirilerek,seks filmleri furyası,arabesk,ezbere eğitim sistemi,lise düzeyindeki üniversiteler,medya...vb...olgularla sistemin ideolojik manipülasyonu desteklendi.Görünürde gericilikle mücadele eden sistem özellikle komünizmle mücadele kapsamında yine gericileri besledi.Burada tezat olmayan 'tezat' durumu şuydu;radikal islamcılara karşı olmak ılımlı(kontrol altındaki) islamcıları beslemek...<br />
<br />
<br />
TC kuruluşundan önce işgale karşı yürütülen,aslında bunun üzerinden egemen olma amacını güden,görünürde ise halifelik ve saltanatın(siz vatanın diye okuyun) işgalden kurtulmasını hedefleyen dönemde komünistlerle ilişkiliydi.Burada yine ünlü tezat olmayan 'tezat' karşımıza çıkıyor.Ankara Meclisince yürütülen savaşa destek amacıyla Anadoluya geçen TKP lideri M.Suphi ve arkadaşları Karadeniz sularında katledilirken Lenin liderliğindeki Sovyetlerden yardım almaktan da geri durulmuyordu.TKP liler,meclis içinde İT kadrolarına ciddi alternatif olması olasılığından katledildi,Sovyetlerden yardım alınması ise stareteji gereğiydi.TKP böylesine kötü başlangıca rağmen her nedense! sistem ideolojisiyle hep barışık oldu.Sovyetler ise iyi başlangıca rağmen sonradan 'düşman' olarak görüldü.Oysa ki Lenin liderliğindeki Sovyetler,işgalden kurtuluş savaşında yardımı dokunan tek ülkeydi.Yine  1927 yılında İstanbul/Taksim de açılan anıt heykele savaşta büyük yararları görülen iki Rus generalin heykeli M.Kemal'in emriyle 1929 da eklenmişti.Tüm bunlara rağmen minnettarlık duyulması gereken komünistlerden neden nefret edilir hale gelinmişti? Bu sorunun iki cevabı olsa gerektir.Birincisi, neden komünizm değil de kapitalizmin cevabında gizlidir.İkincisi,birinciyle ilintili reel politiğin dayatmasıdır.Her iki cevabın da muhatabı egemenler ve onların birinci derece rotasındakilerdir.Dolayısıyla halk nezninde komünistlerden nefret sözkonusu değilken nötr durumdan sözedilebilir.Kuşkusuz ki bu nötr durumu komünistlerin lehine çevirmek yine komünistlerin görevidir.Keza 68 kuşağı bunu başarmıştı da.Sistemin ve medyanın olanca manüpülasyonuna rağmen halk Denizleri sevdi,Y.Güney'i sevdi,Nazım'ı sevdi...Esas itibarı ile nato üyeliği öncesinde komünistlerle olan mücadele sonra komünizmle mücadeleye döndü.Böylece toplumsal olaylar sistematik hale getirildi... <br />
<br />
<br />
70 li yıllar devrimcilerin devrim için en yoğun çalıştığı,mücadele ettiği aynı zamanda bölünerek çoğaldığı  yıllar oldu.Devrimci gruplar içindeki Apocular tarafından 1978 de Diyarbakır'ın Fis köyünde Kürdistan İşçi Partisi(PKK) kuruldu.PKK,TC nin kurulduğundan beri yaratmayı amaçladığı 'Türk' kavramı uğruna diğer unsurların inkarının yansıması olarak doğdu.Yani PKK,neden sonuç ilişkisinin sonucuydu,nedeni değil.İlk büyük eylemini 1984 te yapan PKK,başlangıçta sosyalizmi, bağımsız Kürdistanı savunurken zaman içinde reel politiğin amaçlarına uygun stratejiler izledi.Bütüne direk ulaşmak yerine daha alt kavramlardan bütüne giden yolda ilermeyi hedefledi.Yani,tümdengelim yöntemi yerine tümevarım yöntemini tercih etti.Demokratik özerklik talebi bu anlamda okunmalı diye düşünüyorum.Demokratik özerkliği sadece Kürtlerin özerkliği olarak ele almak hem gerçekci olmaz hem de konuyu dar bir alana sıkıştırmak anlamına gelir.Demokratik özerklik ile ülkenin sosyalizm yolunda bir adım atması sadece Kürtlerin değil,Kürtler sayesinde herkesin bundan faydalanması anlamına gelir.Bu yolda Kürt hareketine destek olmak yalnızca devrimcilerin,sosyalistlerin değil rasyonel düşünebilen tüm beyinlerin görevi olmalıdır... Sistem PKK ile mücadelesinde,komünizm ve devrimcilere yönelik yıllardır uyguladığı yöntemleri kullandı.Toplumsal birçok olayı komünistlerin ve devrimcilerin üzerine yıkmaya çalışan sistem,içerdeki ajanlar vasıtasıyla gerçekleştirilen birçok olayı PKK üstüne yıktı.Kendi yanlışları PKK nin yanlışlarının kat ve kat üstünde olmasına rağmen PKK ninkileri önplana çıkardı.PKK nin öldürdüğünün beş on katı insan öldürmesine rağmen hepsinin katili olarak PKK  yi gösterdi.PKK nin barış taleplerine ve eylemsizlik kararlarına itibar etmeyen sistem her zaman olduğu gibi medya aracılığı ile dezenformasyona gitti... Gelinen nokta itibarıyla,artık,Kürt tarafının uzattığı barış elinin havada kalmaması ve mutlu insanların yaşadığı bir ülke özlemiyle sistemin kendi içinde açılıma ihtiyacı gitmesi şart görünmektedir... <br />
 <br />
<br />
Batı kapitalist sistem açısından komünizm 'tehlike' olmaktan çıktıktan sonra yeni düşman arayışları çok da uzun sürmedi.Abd nin,Afganistanda Sovyetlere karşı beslediği Usame bin Ladin in örgütü Taliban,2001 yılında ikiz kulelere saldırınca,adeta saldırtılınca, aranan yeni 'düşman' bulunmuştu;uluslararası terörizm...Böylece ABD ve arkasındaki egemenlerin,kuzey afrikadan  ortadoğuya oradan Pakistana kadar olan bölgeyi kendi emel ve çıkarlarına göre dizaynını öngören Büyük Ortadoğu Projesi(BOP) uygulamaya geçti. TC açısından ise komünizmle mücadele konseptinden çıkıp yeni dünya düzenine göre yeniden şekillenme,Türk-islam sentezinden ılımlı islam projesine geçiş şeklinde olacaktı.Bu projeyi gerçekleştirmek için belirlenen 'düşman' ise ergenekon(ulusalcılar) oldu...TC on yıllar boyunca Türk-islam sentezini uyguladı,buradan ülkücüler ve fethullahcılar yaratıldı.Suni komünizm tehlikesine karşılık,birbiriyle belli oranda içiçe geçmiş suni milliyetçiler ve suni müslümanlar oluşturuldu.Komünizmle mücadele konseptinden çıkışta artık suni milliyetçilere ihtiyaç kalmadığından bunların ya tasfiyesi ya da yeni düzene entegrasyonu gerekliydi.Seçilen entegrasyondu ancak buna uymayacak olanların  ve ardışıklarının tasfiyesi de gerekliydi.Dolayısıyla ergenekonda ülkücülerden çok ardışıklarının dava edilmesi toplumda kafa bulanıklığı yarattı... 2000 lerin ortalarında emniyet raporlarına,ulusalcılığın terörle mücadele kapsamına alınması yönünde yazılar yansıyordu.14 mart 2008 de akp ye açılan kapatma davasından bir hafta sonra 22 mart ta ergenekon davasında, büyük yankı uyandıran ünlü 5nci dalga gözaltılar terörle mücadele ekipleri tarafından yapıldı...Ergenekon davası,devlet içindeki çetelerin çökertilmesi değil yerine yenisinin konması,asker-sivil ulusalcıların tasfiyesi ve bunun üzerinden ılımlı islamın yerleştirilmesi hedefini gütmekteydi.Ordunun yönetim kademesinin son yirmi yıl içinde ulusalcılığa kayması ve ulusalcıların,Türkiye'nin Rusya ve İran ile bir Avrasya oluşumuna gitmeyi istemesi egemenlerce müdahaleyi gerektiriyordu.Tüm bunlar bir bütünlük halinde ergenekonun 'düşman' olarak belirlenmesi için yeter de artar sebeplerdi... <br />
<br />
<br />
Toparlarsak,<br />
Kapital egemenliğe dayalı sistemin,kendi varlığını koruması ve devam ettirmesi için 'düşman'a ihtiyacı var.  Aynı şekilde bu sistemin bir parçası olan TC nin de kendi varlığını koruması ve devam ettirmesi için 'düşman'a ihtiyacı var.Bu sistemin başrol oyuncusu ABD,Taliban üzerinden BOP(veya değiştirilmiş halini)u uygularken TC de BOP un bir parçası olan ılımlı islamı ergenekon üzerinden uyguluyor.Bölgenin yapılanması ise,İsrail üzerinden TC aracılığıyla uygulanıyor...</font></font></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.solplatform.org/forumdisplay.php?f=9">Makaleler</category>
			<dc:creator>Eng</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.solplatform.org/showthread.php?t=5187</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Sınıf Ve Demokrasi, Mücadelesinden Ne Anlaşılmalıdır!</title>
			<link>http://www.solplatform.org/showthread.php?t=5186&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Wed, 25 Aug 2010 21:44:20 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[COLOR="Blue"][/color][         SINIF VE DEMOKRASİ, MÜCADELESİNDEN NE ANLAŞILMALIDIR! 
 
 
                                                           ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>COLOR=&quot;Blue&quot;][/color][       <font color="Blue">  SINIF VE DEMOKRASİ, MÜCADELESİNDEN NE ANLAŞILMALIDIR!<br />
<br />
<br />
                                                                                                           Mehmet ÖZCAN<br />
<br />
Marksist komünistler arasında en çok tartışılan konulardan birisi kuşkusuz nasıl bir demokrasi mücadelesidir. Marksizm sınıf bilincine  öncülük etmede bir teorik-eylem klavuzdur. Bu tanımlama bilimsel sosyalizm tanımlaması olup, işçi sınıfın ve emekçi sınıfların Marksist bir teori olduğu kadar.   Bir eylem klavuzu olarak öncülük etmesidir.<br />
<br />
Demokrasi mücadelesi nedir? Nasıl olmalıdır; Demokrasi mücadelesi aynı anlamda bir çok kavramı taşır. Burjuva demokrasisi; proletarya demokrasisi birbirinden ayrılır. Burjuva demokrasisi burjuva hukuk çerçevesinde burjuvalara özgü yasalarla, yürütme ve tüm kurumları ile burjuvazi lehine hizmet etmesidir.<br />
<br />
Proletarya için ise; bir diktatörlük yöntemidir. Çünkü: Devlet bir sınıfın diğer sınıf üzerinde baskı ve tahakküm aracı olduğuna göre kapitalist sistemde de devlet burjuva sınıfların devleti olduğuna göre, tüm yasaları ve yürütme kurumları ile burjuvaziye ve onun sınıfına hizmet edecektir. Burda Marks&#8217;ın dediği gibi; en iyi cumhuriyetçi  burjuva demokrasisi dahi işçi ve emekçi sınıfların üzerinde baskı ve tahakküm aracı olup ezilen sınıflar üzerinde diktatörlüktür! Demiştir.<br />
<br />
Kapitalist düzende işçi sınıfı ve emekçi sınıflar ezilen sınıflardır. Kapitalist sistemin çarkları altında sıkıştırılmış pastırma olmus! ezilen bir sınıftır. Emekçi sınıflar; Emeklerini ve iş güçlerini kapitalistlere satarak yaşamlarını sürdürmek zorundalar. Tüm yasalar kapitalist-burjuvazinin lehine olarak düzenlenmiştir. Kapitalistlerin işçi sınıfı ve emekçi sınıfların üzerinden artı-değer üreterek emek sömürüsü ile geçinirler. Çalışmadan, çalışanların emeğinin üzerin de artı değer sağlayarak asalak bir biçimde yaşamlarını sürdürürler.  Devlet onların, kanunlar onların, yargı organları onların  korumalarıdır. Bu temelde kapitalist sisteme veya düzene karşı nasıl mücadele edilmelidir?<br />
<br />
Lenin&#8217;in ilk kaleme aldığı eseri (Ne Yapmalı)  veya diğer adı  (Nasıl yapmalı) yı tekrar tekrar okumak yararlanmak gereklidir! Neden sorusu sorulabilinir? Her yeni okunuşunda Komünist partinin çekirdek kadro oluşumundan dersler çıkarmaya çalışmak gerekir.  Sınıf mücadelesinde; işçi sınıfı ile komünist örgütlenmeyi teorileştirerek bütünleştirerek eylem kılavuzu görevi haline getirmiştir. Bazıları ise, buna tepki gösterirler ve Leninist örgütlenmeyi kabul etmezler ama yerinede daha iyisini de bilimsel teorik olanı koyamamışlardır. Ama eleştirirleri! kabul etmezler. Varsın onlar etmesinler! Leninist örgütlenme, komünist örgütlenmeyle işçi sınıfı örgütü arasında bir köprü görevi olduğu unutulmamalıdır.<br />
<br />
&#8217;&#8217;İşçiler sosyal-demokrat bir bilince sahip olamazlardı dedik. Bu onlara ancak dışarıdan götürebilirdi. Bütün ülkelerin tarihi, işçi sınıfının kendi gücüyle ancak ve yanlız (Trade-unonist) bilince, yani sendikalarda birleşme, işverenlere karşı mücadele etme, hükümetten işçiler için gerekli şu ya da bu yasayı çıkarmasını talep etme vs. Gerekliliği inancına ulaşabileceğini göstermektedir.  Oysa sosyalizm öğretisi, mülk sahibi sınıfların eğitim görmüş temsilcileri tarafından yaratılan felsefi, tarihsel ve ekonomik teorilerden doğup gelişmiştir.&#8217;&#8217; ( Lenin: Ne yapmalı )<br />
<br />
&#8217;&#8217; Hareketin seyri içinde işçi kitlelerin kendileri tarafından ortaya çıkarılmış bağımsız bir ideolojiden eğer söz edilemezse. O zaman sorun ancak şöyle konulabilinir: ya burjuva ideolojisi ya sosyalist ideoloji. Burada ikisinin ortası  bir şey yoktur. ( Çünkü insanlık &#8217;&#8217;üçüncü&#8217;&#8217; bir ideoloji yaratmamıştır. Ve dahası, sınıf karşıtlılıklarıyla parçalanmış bir  tolumda, sınıflarüstü yada sınıflar dısı bir ideolojide olamaz) Bu nedenle, sosyalist ideolojinin her küçümsenişi. Ondan her uzaklasma, aynı zamanda burjuva ideolojisinin güçlendirilmesi demektir.&#8217;&#8217; (Lenin: Ne yapmalı)<br />
<br />
&#8217;&#8217;ekonomistler  ve teröristler, kendiliğinden hareketin iki farklı kutbuna tapanlardır: Ekonomistler, &#8217;&#8217;salt-işçi hareketi&#8217;&#8217;nin kendiliğindenliğine, teröristler ise, devrimci çalışmayı  işçi hareketiyle bir bütün halinde birleştirmeyi bilmeyen ya da bu olanaklardan yoksun aydınların tutkulu öfkesinin kendiliğindiliğene, taparlar. Bu olanağa artık inanmayan ya da hiç inanmamış olan birine, öfke duygusuna  ve devrimci enerjisine terörden başka bir çıkar yol bulması gerçekten zor gelebillir. Böylece, sözünü ettiğimiz iki akımda da kendiliğindenliğe tapıma ünlü &#8217;&#8217;Credo&#8217;&#8217; programının gerçekleştirilmeye başalamsından başka bir şey değidir.&#8217;&#8217; (Lenin: Ne yapmalı)<br />
<br />
Burda aktardığım alıntılarda bize yol gösterici olup; sınıfın eylem klavuz olarak önümüzü açmaktadır. İşçi sınfı Lenin de belirtiği gibi sınıf bilincini hep dışardan aydınlardan öğretilir. Marksizmi-Leninist teoriyi, sınıf bilinci  işçi sınıfına ilk başlarda aydınlar tarafında taşınır. Ama aydınlar hiç bir zaman sınıfın öncüsü değillerdir. Neden? Aydınların! görevi toplumu aydınlatmaktır. Proletarya ya devrim yapmak değildir. Eğer tamamen  burjuva ideolojisinden ayrılmamışsa, veya terk etmemişse her an işçi sınıfını yanlız bırakarak çıkarları gereği burjuvazinin safında! yerini alabirler. küçük burjuvalar karekter olarak kaypak bir sınıftır. Tabii ki, Marksist-Leninist olanlara bir sözüm olamaz o zaten komünist olarak safını belirlemiştir.<br />
<br />
&#8217;&#8217;Küçük burjuva, övünmekte eşsizdir, ne var ki, eylemde elinden hiç bir şey gelmez , her türlü rizikodan ödü kopar. Ticari ve kredi işlerinin küçük çapta olması, onun karekterine,enerjik ve girişimci davranış yetersizliğinin damğasını vurmuştur. Bu yüzden olacak, politik eylemciliği de aynı niteliktedir. (K.Marks: F.Engles: &#8217;&#8217;  Almanya&#8217; da devrim karşı devrim&#8217;&#8217;)<br />
<br />
&#8217;&#8217;küçük burjuvazinin bir bütün olarak kaderi, var olduğu sürece, iki büyük sınıf arasında yalpalamak olacaktır. Bu durumu yüzünden, bir kesimini kapitalin yoğunlaşması, öteki kesimini de proletaryanın zaferi ortadan kaldıracaktır. Sonuç belirleyici   günde küçük burjuva, her zaman ki gibi şaşkınlaşıp karasızlık gösterecek ve olayları kendi doğal akımına bırakacaktır. Bize de böylesi gerekli değildir.&#8217;&#8217;( F.Engles)<br />
<br />
&#8217;&#8217;küçük burjuva, ancak proletaryaya yaslandığı zaman burjuva karşısında devrimci tutumunu koruyabilir.&#8217;&#8217; (K.Marks: Fransa&#8217; da sınıf savaşı:1848-1850.)<br />
<br />
Bu kadar alıntılardan sonra özet olarak sınıf (işçi sınıfı) kendi mücadelesine sahip çıkmadığı sürece kapitalist sisteme ve burjuvaziye karşı mücadele yenik kalacaktır. Aydınların görevi sadece proletaryaya sınıf bilincini götürmektir. Eğer burda proletarya kendi bağımsız sınıf mücadelesini aydınlardan teslim almazsa, sınıf mücadelesini sahiplenme görevini yapamazsa, komünist örgüt ve partilerde birleşmeyi sağlayamaz burjuvaziye karşı mücadeleyi asla başarılı olamaz ve kendilendiğinci mücadele içerisinde haps olur kalır ki, her yönüyle burjuvaziye teslim olmuş demektir.<br />
<br />
İşçi sınıfı; kendiliğinden mücadelsinde burjuvaziye karşı ilk mücadelesini iş saatlarının düşürülmesi uğruna olmuştur. Bu uğurda işçiler uzun yıllar mücadele etmişler ve bu uğurda can vermişlerdir. Hiç bir mücadele bedelsiz olarak elde edilmemiştir. İşçi sınıfı Tarihinde; ilk olarak  8 saatlik iş gününü! bedel ödeyerek elde etmişlerdir. Yani hiç bir mücadele bedel ödemeksizin elde edilmemiştir. Daha sonra ekonomik hakları ve ücretleri uğruna mücadele etmeyi öğrenmişlerdir. İşçilerin kendiliğinden  hareketi olarak; Lenin de ifadesiyle (Trade unonist) dediği gibi, kendilenliğinci bir harekettir. İşçiler ilk olarak başkaldırıları makinaları kırmışlar olmamış, bozmuşlar olmamış makinaları kırmakla hak elde edememişlerdir. Çünkü; kapitalist-burjuvazi, kırılan makinesinin yerine yeni makine getirir veya tamir eder.  <br />
İşçiler bakmış bu böyle olmayacak çözümünü yine aydınlar dan sınıf mücadelsine yararlı teorisini öğrenmiştir. Günlük iş saatlerinin gün doğumundan, gün batımına kadar çalışma saatlerine karşı mücadele etmişlerdir. Sonuçta bedel ödeyerek 8 saatlik iş gününü elde etmişlerdir. Sonra sıra ekonomik mücadelesi uğruna ücretlerin artırılması uğruna mücadeleyi geliştirmişlerdir.<br />
<br />
Tabii ki, bu mücadele kendiliğinden bir mücadele olarak gelişmemiştir. Yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi, işçiler  ilk başta kapitalist-burjuvaziye karşı makinaları parçalamışlar, kırmışlar kapitalistlere karşı bir başarı elde edememişlerdir. Yine aydınlar tarafından dışarıdan desteklenerek sınıf mücadelesi ideoloji ve teorisini öğrenerek burjuvaziye karşı ekonomik siyasi mücadele etmek için, işçi birliklerinin ve sendikaların kurulması gündeme getirmiştir. <br />
Bu hiç de kolay olmamıştır. İşçiler ilk başta bir araya gelerek, örgütlenerek birlikte mücadeleden sonra bunu burjuva yasalarında işverenlere onaylatarak Burjuva yasaları çerçevesinde sendikalar kurulmuştur. Bu bir anlamda burjuvazinin işinede gelmiştir. kendine karşı gelişen siyasal mücadelenin önünü kesmek için sendikalara evet demiştir. Tabi yine hemen burjuvazinin kendi isteğiyle verdiği bir şey olmamıştır. Direnişler, Grevlerle mücadele ede ede bedel ödenerek elde edilmiştir.<br />
<br />
İşçi sınıfının ilk örgütlenme adresi; işçi birliklerinden, sendikalardan başlar, ve mesleki kitle örgütleri içinde örgütlenerek burjuvaziye karşı sınıfsal mücadelenin ilk adımını burda atmış olur. iş yeri direnişleri ve grevleri ile toplu iş sözleşmeleri ile kapitalistlerden, işverenlerden ekonomik haklarını sendika vasıtasıyla elde ederler  sendika  çalışma alanında işçilerin sigortasıdır.<br />
<br />
Demokrasi mücedelesi içerisinde sendikaların görevi; işverenlerle işçiler arasında hakemlik görevi yapar işçilerin ekonomik, demokratik, sosyal haklarını savunur ve işçileri koruması ve güvencesidir. İşçilerin sisteme ve iktidara karşı siyasi mücadele de ilk okuludur. Tabii bugünkü; tüm dünyada ve Türkiye de sendikalar artık bu amacını gün geçtikce kayıp etmektelerdir.  <br />
Sendikalar, mesleki kitle örgütleri, dernekler, partiler demokrasi mücadelesinin birer kurumu ve örgütlenme araçları olup demokrasi mücadelesinin vaz geçilmez parçalarıdılar.. Asıl amaç olan! emekçi sınıflar ve işçi sınıfı açısından mevcut siyasal iktidarı değiştirmedikce yerine kendi siyasal iktidarını kurmadığı sürece özgürlüğüne ve bağımsızlığına kavuşamaz. Kendi siyasal iktidar mücadelesini vermediği sürece; ücretli köle olarak burjuvazi tarafından açlığa, yoksulluğa, işsizliğe mahkum edilerek sistem tarafından baskı, ezilmeye, horlanmaya aç sefil yaşamdan bir  ömür boyu kurtulamaz.<br />
<br />
Bu kapitalist sistemden kurtulmak içinde mücadele araçların yaratmak gerekir ve elde etmek için de araçların sağlam inşa etmesi gerekir. Nasıl ki, bir binanın önce sağlam bir temel atılarak beton kolonlar üzerine tuğlalarla örülüyorsa. İşçi ve emekçi sınıfın kendi iktidarına yürüyebilmesi içinde Marksist-Leninist teori ile örgütler üzerine sağlam inşa edilerek örülürse iktidara yürüyebilir. Her ülkenin ekonomik ve sosyal yapısı değişiktir. Hiç bir ülke diğerine uymaz veya onun sosyo ekonomik yapısı ve örgütlenmesi ona hazır elbise olarak giydirilemez.<br />
<br />
Komünist örgütlenmeler elbette burjuvaziye karşı örgütlenmeleri çekirdek kadrolar üzerinden inşa edilir. Bu yapı ne kadar sağlam olursa mücadele de o derece sağlam yürür. Marksist ve komünist örgütlenmeler sisteme karşı elbette birinci derecede illegal olması gerekir. Yani yapı ve omurgası illegal olması günümüzde zorunludur. Hele hele Türkiye gibi,  bir ülkede bu söylediğim gibi, illegal örgütlenmesi şarttır. Komünist örgütler illegal örgütlenmeyi çok sevdiklerinden  değil, örgütlenmenin zor şartlar içinde yürüdüğünden devletin, polisin baskısı altında yürüyeceğinden dolayı illegal örgütlenmeyi temel alırlar. Aslında burjuvaziye karşıda bir tedbirdir.<br />
Komünistler, devrimciler legal çalışmayla illegal çalışmayı red etmezler. Legal ve illegal mücadeleyi bütünleştirmek zorundalar. Birisine ağırlık verip diğerini red ettiği anda Marksist-Leninist  örgütlenmeden uzaklaşmış demektir.<br />
 <br />
Komünistler demokrasi mücadelesi içirisinde burjuva düzen sınırları içerisinde her türlü legal çalışmadan faydalanmalıdır. İşçi sınıfının ekonomik, demokratik, siyasal, sosyal hakları uğruna mücadele etmeliki onları saflarına kazanmasını, çekmesini bilmelidir. Yoksa  Lenin yukarı daki  alıntıda söylediği gibi; ekonomistler den, teröristler için kullandığı terim gibi, birisi evrim devrim içiçe geçmiş diyerek biz silahları patlatırız halkda peşimizden gelir mantığı ile hareket ederek. Demokrasi mücadelesini küçümseyerek, legal mücadeleyi red ederek işin kolay tarafını seçerse Lenin tabiriyle teröristler grubuna girersin<br />
.<br />
Diğer leri ise , Ekonomik mücadelenin içerisine haps olarak sistemi değiştirmek yerine işçilerin haklarını yaşam koşulların yükselterek legal mücadelenin dışında mücadele ve örgütlenmelerine kapılarını kapatarak ekonomik sorunlarla sistemin iyileşeceğine inan Lenin tabiri ile refomistler ve ekonomistlerdir. Bu anlayışların ikiside  marksistlerin komünistlerin yapısına uymayan örgütlenme modelleridir. <br />
Yukarıda söylemeye çalıştığım gibi, Türkiye şartları ağır ve zordur. Ne zaman askeri faşist darbelerin yapılacağı belli olmaz. Diğer tarafdan da normal düzende dahi olagan üstü hal yasaları ile yönetilen MGK kararları belirleyci olduğu bir ülkede elbette legal örgütlenme biçimini seçemezsin. Ama illegal örgütlenmeyide temel alıp kafayı kuma gömerek mücadele etme ve örgütlenme de Marksist örgütlenmelerden uzaktır.<br />
Komünistler legal ve illegal mücaleyi birleştirdiği ölçüde çalışma alanı hem genişler hem büyür hem daha iyi kamufle olur.<br />
<br />
&#8217;&#8217;Bilimsel sosyalizm, doktorin değil, harekettir, ilke değil, kanıtlara dayanmaktadır. Çıkış noktaları, şu yada bu felsefe değil, şimdiye kadarki tüm tarihtir ve özellikle bu tarihin uygar ülkelerdeki çağsal gerçek ürünleridir. Bilimsel sosyalizm, proletaryanın kurtuluş mücadelesinde ki tutum ve davranışlarının teorik ifadesidir.&#8217;&#8217;(F.Engles: Bilimsel sosyalizmin ilkeleri.)<br />
<br />
Marksist bilimsel sosyalizme  uymayan  sınıftan koparak sınıf adına hareket ettiğini sanan örgütlenmelerle bir yere varılayamayacağını iyi öğrenmek gerekir. Bunları öğrenmeden devrim olmaz ve devrimcilikde yapılmış sayılmaz. <br />
Bugün  en çok tartışılan konulardan bir tanesi!  Demokrasi mücadelesi içerisinde Komünist örgütler parlamenter mücadele edermi? Etmezmi?tartışması sürmektedir. Türkiye de yerel seçimler mücadelesi dolaysıyla oluşturulan sol seçim ittifakı var. Kimileri bu oluşan sol seçim ittifakına reformist bir oluşumdur denmektedir. Pekiy komünist örgütlerin seçimlerde tavrı ne olmalıdır? Başta parlamentonun seçimlerin işçi sınıfın kurtuluşu değildir. Hiç bir komünist örgütlenmenin böyle düşündüğünü sanmıyorum, belki sol seçim ittifakının içinde böyle anlayışlar buluna bilir. Olmasıda normaldir her kes dünyaya aynı pencereden bakmaya bilir ama, şimdi sol seçim ittifakı içerisinde onları almamakmı gerekir? Asla bu siyasi birlik değil, devrim ittifakı değil, seçim ittifakı olduğunu bir kere daha anlaşılmalıdır.<br />
Komünistler seçimlere siyasi ortama göre katılma yöntemleri farklıdır.  Eğer askeri faşist diktatörlük koşulları varsa  seçimler boykot edilir. Seçimlere girmenin bir anlamıda yoktur.  Komünist hareket gücü ve propaganda amacıyla bağımsız adaylalarda çıkarabilir buda bir politikadır. Böyle geniş yelpazeli bir sol seçim blok varsa seçim ittifakı içerisinde öylede girilebilinir. Bunlar hepsi komünist örgütlerin seçim tavırlarıdır. Burjuvazi karşısnda komünistler sesiz durmaz halkı burjuvaziye teslim etmez. Bu konuda Lenin ne söylemiş? ne diyor? Palamenter mücadeleye nasıl bakıyor? Lenin den öğrenmeye çalışalım.<br />
<br />
&#8217;&#8217;Yoldaş Bordiga İtalyan Marksistlerin görüşünü burda savunmak istemiş gibi görünüyor; ama diğer Marksistler tarafından öne sürülen parlamenter eylem yanlısı tartışmaların hiç birine  karşılık vermeyi başaramadı.&#8217;&#8217; <br />
&#8217;&#8217;Rusya örneği, Sovyetler&#8217;in ya bir devrimin arifesinde örgütlenebileceğini göstermiştir. Kerenski döneminde bile, Sovyetler (bunlar Menşevik Sovyetleriydi) öyle örgütlenmişlerdi ki bir proleter hükümeti oluşturmaları olanaksızdı. Parlamento tarihsel gelişimin bir ürünüdür ve burjuva parlamentosunu dağıtacak güçte olmadığımız sürece onu yok edemeyiz. Ancak burjuva parlamentosunun bir üyesi olmak şartıyla, verilen tarihsel koşullar altında, burjuva toplumunu ve parlamentarizme karşı bir mücadele verilebilir. Burjuvazinin mücadelede kullandığı silahın aynısını proletarya da kullanmalıdır ama tabii bambaşka amaçlarla.  Durumun böyle olmadığını ileri süremezsiniz ve eğer buna karşı gelmek istiyorsanız o zaman dünyada ki tüm devrimci gelişmelerin deneyleri üzerine bir sünger çekmek zorundasınız.&#8217;&#8217;<br />
<br />
&#8217;&#8217;Sendikaların da oportünist, olduğunu ve onlarında  bir tehlike oluşturduklarını söylediniz.  Diğer yandan işçi örgütleri oldukları  için sendikaların özel bir durumu olması gerektiğini söylediniz. Ama bu ancak bir noktaya kadar doğrudur. Sendikalarda da çok geri olan unsurlar bulunmaktadır. Proleterleşmiş küçük burjuvazinin bir kesimi, gerici işçiler ve yoksul köylüler. Bütün bu unsurlar  içtenlikle çıkarlarının parlamentoda temsil edilmesi gerektiğine inanmaktadırlar. Bu düşünceyle parlamento içinde çalışarak, gerçekleri göstererek, kitleye doğruyu anlatarakmücadele edilmelidir. Teorinin kitleler üzerinde etkisi olmayacaktır;onların pratik deneye ihtiyacı vardır.&#8217;&#8217; (Lenin 3 üncü Enternasyonal Konuşmaları)<br />
 <br />
Bu uzun alıtılardan sonra parlamenter  mücadele reformist bir mücadele deyip işin içinden kolayca sıyrılmaktır. Marksist Komünistler demokrasi mücadelesinde en gerici alanlarda dahi çalışmalıdırlar. Lenin deyimiyle en gerici sendikalarda, dernekler de, partilerde, parlamentoda çalışmalıdırlar ki, kitleye kendimizi anlatabilelim. Bu alanları burjuvaziye bırakırsak kitle burjuvazinin arkasında olmuş olacak, o halde bu seçim ittifakınıda böyle anlaşılmalıdır.<br />
<br />
Burda şuna dikkat edilmelidr. Demokrasi mücadelesi içerisinde tartışılan 12 Eylül referandumunu karıştırmamak gerekir. Evet marksistler en gerici sendikalarda, derneklerde, partilerde çalışabilirler. Ancak? Kapitalist Anayasası oylamasında &#8217;&#8217; Evet ve Hayır&#8217;&#8217; demek lüksüne sahip değillerdir. Eğer; Komünistler, kapitalist sistem köleliğinden emekçi sınıflarına öncülük edecekse? Kapitalist sistemin hazırladığı &#8217;&#8217;Anayasası&#8217;&#8217;na emekçi sınıfların hayır veya evet demenin  bir anlamı yoktur. Emekçi sınıfların tek isteği vardır! Oda ücretli moderen kölelik sistemi olan kapitalizmden ve baskısından kurtulmaktır.. Yoksa yeni burjuva icazetleri demokrasi ve vaadlerine karnı toktur. Tek amacı mevcut kapitalist sistemden kurtulmak kendi iktidarı olan sosyalist sistemi kurmaktır. İşte özgür ve emekçi sınıfın anayasası ordadır. Burjuvazinin ve AKP hükümetinin gerici anayasası kendisinin olsun diyor; ve Komünist ve emekçi sınıfların son sözü olarak &#8217;&#8217;Boykot diyoruz&#8217;&#8217;<br />
<br />
Mehmet ÖZCAN</font></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.solplatform.org/forumdisplay.php?f=9">Makaleler</category>
			<dc:creator>zafer.53</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.solplatform.org/showthread.php?t=5186</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Doğa Boşluk Tanımıyor Sayın Generaller</title>
			<link>http://www.solplatform.org/showthread.php?t=5184&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Tue, 24 Aug 2010 12:08:33 GMT</pubDate>
			<description>DOĞA  BOŞLUK TANIMIYOR  SAYIN GENERALLER 
 
 T. Cumhuriyeti, kurtuluş savaşının zafere ulaşması sonucu kuruldu. Kurtuluş savaşının ana gücü ordu,...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>DOĞA  BOŞLUK TANIMIYOR  SAYIN GENERALLER<br />
<br />
 T. Cumhuriyeti, kurtuluş savaşının zafere ulaşması sonucu kuruldu. Kurtuluş savaşının ana gücü ordu, Türk ve Kürt halkının çocuklarından oluşuyordu. Kurtuluş mücadelesine, Kürt ve Türk halkının kendiside katıldı. Ama kurucular, halkları kale almadan, bir ulus devleti ve bir ulus cumhuriyeti oluşturdular. Türkiye&#8217;nin demografik, sosyolojik, kültürel yapısına  değil, kurucuların ideolojik  düşüncelerine denk bir cumhuriyet kurdular.  Bundan dolayı T. Cumhuriyeti  kurulurken, halkları  kale alan değil, baskı altına alan, varlığını inkar eden, bir korku  Cumhuriyeti olarak, şoven milliyetçi bir temel üzerine inşa edildi. O nedenle, kurarken &#8220;yurtta sulh cihanda sulh&#8221; dediler,  düne kadar, cihanda  bütün komşularını  düşman olarak belirlediler, yurtta  ise &#8220;sulh&#8221; hiçbir zaman olmadı. <br />
<br />
 Bu korku  ve ideoloji nedeniyle, Mustafa Suphi&#8217;leri öldürdüler, kaçmasaydı Nazımı da öldüreceklerdi. Dersimi  baş kaldırdı gerekçesi ile soy kırama tabi tuttular. Yaşlı, çocuk kadın demeden herkesi öldürdüler. Geriye kalanları sürgün ettiler. Öldürdüklerinin çocuklarını besleme olarak adresi belirsiz bir şekilde kaybettiler. Şeyh Sait isyanını, aşırı güç kullanarak, çok kan döküp, acımasızca bastırdılar. Menemen i dersim gibi yapmadılar, ama birkaç mürtecinin baş kaldırmasına karşın çok sayıda insan öldürdüler. Generaller, emperyalizmle iş birliğine girdikten sonra  Şoven, milliyetçi temelde gericilerin her rengi ile  ittifaklar kurarak, solculara, Alevilere, Kürtlere karşı cephe alıp, düşmanca bir politika izlediler ve izlemeye devam ediyorlar.<br />
<br />
T.Cumhuriyeti kurulduğundan beri, hep askerler tarafından yönetildi. Tek partili dönemde, hem parti başkanı, hem de devlet başkanı eski askerlerden oluşuyordu. Çok partili döneme geçildikten sonra ise, hükümeti,  seçimi kazanan parti kuruyordu, ama devleti generaller yönetiyordu. Devlet denince akla ordu geliyordu. Milli eğitim, adalet, vb. gibi bütün devlet kurumları, generallerin görüşleri doğrultusunda  şekilleniyordu. Türkiye nin emperyalizme bağımlı hale getirilmesi de askerlerin  eli ile oldu. İsmet İnönü,  iktidar olduktan  sora  &#8220;mandacılık&#8221; anlayışını  hayata geçirmek için , Sovyetler Birliğini gerekçe yaparak, NATO&#8217; ya girmek için işbirlikçiliğine girişti, ama onu istemediler. Çok partili sisteme zorladılar. Geçti,  fakat  iktidarı kaybetti.1950 de DP iktidara geldi. Bu süre içerisinde emperyalizm, &#8220;gladyo&#8221; ile ordunun içine konuşlandı. Öyle ki, sözde eğitim için ABD&#8217;ye  gitmeyen,  ABD&#8217; nin tasvibini almayan hiçbir subayın general olamayacağı kadar sıkı bir konuşlanma  oldu. <br />
<br />
Emperyalizm ordu içerisinde böyle bir yapılanma gerçekleştirdikten sonra, artık sivil iktidarları da  ordu eli ile denetledi. Menderes, ABD ile bozuşup, &#8220;duvarın öte tarafına geçerim&#8221; deyince, Ordu bir işaretle Menderes hükümetini devirdi.  Menderesi  ve bir Bakanını astı, bir bakanı pencereden atarak öldürdüler ve intihar ettiğini  söylediler. Bir çok yöneticiyi hapsettiler, idamla yargıladılar, siyasi hayatlarını bitirdiler. Böylece Menderes ve bütün ekibini  imha ettiler. Menderes&#8217;in yerine, o güne kadar siyasi arenada adı sanı duyulmamış, ABD eğitimli (işbirlikçi uşak olarak okuyun) Süleyman  Demirel getirildi. Defalarca cunta yedi. Her seferinde &#8220;şapkasını alıp gitti&#8221;. 40 yıldan fazla devletin başında kaldı, ama bir kere olsun kişilik sahibi bir tutum göstermedi. Her zaman generallerin denetiminde, onların emrinde kaldı. Generaller ABD emperyalizminin, Süleyman Demirel de generallerin emrinde oldu. <br />
Emperyalizm kurmuş olduğu böylesi bir tahtı revalli ile Türkiye&#8217;yi onlarca yıl yönetti. Ordu Demirel&#8217;e bir gürledi,  Demirel  şapkasını alıp, gitti, bir süre sonra tekrar geldi.  Mad- cezir olayı gibi, böylesi gel git lerle Türkiye onlarca yıl oyalandı. Söz konusu gel git olaylarında, halk nezdinde bazen ordu bazen Demirel kahramanlaştırıldı. Halk yarı uyur yarı uyanık bu siyasi mad- cezir olaylarına  seyirci kaldı. Bazen orduyu, bazen Demirel&#8217;i   ya da kimisi orduyu kimisi Demirel&#8217;i överek  zaman öldürdü. Halklar bu kedi köpek oyunları ile oyalanırken, emperyalizm geleceğe yönelik  planlarını yapıyor, gücünü daha da pekiştiriyordu. Emperyalizm, Türkiye ekonomisi, politikası, ordusu üzerindeki egemenliğini pekiştirdikçe, geleceğe yönelik olarak kendi çıkarlarını daha  kolay lanse edebiliyordu. Çünkü emperyalizm, günü kovalamıyor, mevcudu yönetmekle yetinmiyor, geleceğe yönelik olarak da plan yapıyor, ona denk politik kadro yetiştiriyor, kendi ideolojisi ile donatıyordu. Emperyalizmin bu planlarını gören, onu bozmaya çalışanların hepsini ordu eli ile etkisiz hele getirdi. 12 Eylül faşizmi  ile, bütün devrimci, ilerici güçleri imha etmekle kalmadı, devlet içerisinde çalışan ne kadar ilerici demokrat, yurt sever varsa hepsini sistem dışına attırdı. Onlardan kalan boşluğa, sola, sosyalistlere, Alevilere, Kürtlere karşı ittifak içinde olan &#8220;yeşil kuşak&#8221;la milliyetçi güçleri yerleştirdi.<br />
Şoven milliyetçi, faşistlerin iktidar olmasına destek verdi. Ecevit&#8217;in ölümüne yakın zamana kadar, &#8220;APO&#8217;yu neden getirip bize verdiğini hala anlayabilmiş değilim&#8221; dediği olay gerçekleşti. ABD, APO&#8217; yu yakalayıp, getirip, Ecevit- Bahçeli iktidarına  teslim etti. Her iki partinin oyları zirveye çıktı. Sonra Milliyetçi, şoven  koalisyonu, globalizmle ters düştü. O durumda,  emperyalist sermaye, bir gecede Türkiye borsasında, milyarlarca doları çekince, sistem çöktü. Sistemi onarması için  o dönemde Dünya bankasının başkan yardımcısı olan, Kemal Derviş&#8217;i Türkiye maliye bakanlığına transfer etti. Kemal Derviş, Türkiye, banka sistemi ve  mali yapılanmayı  globalizme göre şekillendirdikten sonra, koalisyonu yıkıp, dağıttı. Zorunlu olarak erken seçime gidildi. Erken seçim sonucu, Ecevit&#8217;in partisi, DSP (Demokratik Sol Parti) yüzde otuzlardan yüzde iki buçuk üç civarına düştü. MHP ise barajın altında kaldı.<br />
 <br />
Seçimden altı aya önce, Refah Partisinden ayrılanların kurulmuş olduğu AKP (Adalet ve Kalkınma Partisi)  seçimlerden birinci parti olarak çıkıp, tek başına iktidar oldu. Düşünün şu hikmeti hudayı(!)&#8230; milliyetçi, şoven koalisyona, APO&#8217; yu yakalayıp vererek, zirveye çıkartıp, uçmalarını sağlıyor. Milliyetçi şoven iktidar, milliyetçilik adına  globalizme ters düşünce, Ecevit  ile Cumhur Başkanı&#8217; nın  bir tartışması gerekçe yapılarak, bir gecede borsa dan milyarlarca dolar çekilerek sistem çökertiliyor. Bütün bunları yapan güç, bu sefer de bir memurunu göndererek, çökertmiş olduğu sistemi düzeltiyor. Sonra da aynı kişi, politik sistemi tümüyle alt üst ediyor. Onların  yerine de AKP  tek başına iktidar oluyor. Başınızı iki elinizin arasına alarak bir düşünün: şu olup bitenlerin içinde iç dinamizmle ilgili bir tek  faktör varmı? Bazı emperyalizm yanlıları, bu türden belirlemelere kızıyorlar: her şeyi emperyalizme  yükleyip işin içinden çıkıyorsunuz  diyorlar. Bunlar ne teorik , ne ideolojik tespitler.  Ne de iftiralar. Yakın zamanda yaşanarak, tanık olunmuş  olgulardır. <br />
<br />
Aynı şeyler ordu için de geçerli. Dinciler, istibdat&#8217;ın yıkılması ile birlikte, ideolojik, teorik, politik dayanaklarını kaybettiler. Olumsuz tavır takınmaları nedeniyle Cumhuriyet tarafından da dışlındılar. Bu amaçla, Dinayet İşleri Başkanlığı  kurularak, devletin denetimine alınıp, politik arenanın dışında bırakıldılar. Sol Cumhuriyetten önce  vardı,  kurtuluş mücadelesine katkı yaparak, cumhuriyetten sonra da, politik arenada var olmaya devam etti. Cumhuriyet, bir yanda, dincileri politik arenanın dışına iterken, bir yandan da: solcuları, Alevileri ve  Kürtleri de imhaya yöneldi. Mustafa Suphileri öldürerek  solcuları, sosyalistleri; Takke ve Zaviye&#8217;leri kapatarak, Dersim isyanında  büyük bir kırım  uygulayarak Alevileri;  Şeyh Sait isyanını gerekçe yapıp, Kürt halkını şiddetle bastırıp, &#8220;Kürt yoktur, dağlarda karda yürürken kart kurt eden Türkler var&#8221; diyerek inkar politikası yapıp, ulusal soy kırım politikası izleyerek,  Kürtleri imhaya yöneldi.<br />
<br />
Cumhuriyetin bu  politikası, emperyalizm tarafından ordu eli ile değişime uğratıldı. Ordu emperyalizmin, çıkarı gereği,  Sovyetlere ve sola karşı &#8220;yeşil kuşak&#8221; yetiştirme politikasını hayata geçirdi. Emperyalizmin  bu politikasını  hayata geçirebilmek için, birisi 12 Mart diğeri, 12 Eylül olmak üzere  iki  faşist cunta yaptı. Söz konusu cuntalarla, toplumun dokusunu ve Cumhuriyetten gelen politik  dengeyi  değiştirdi. Sosyalistleri, Alevileri, Kürtleri Cumhuriyetin kuruluşu döneminde olduğu gibi sistemin  ve politik arenanın dışına iterken, emperyalizmin &#8220;yeşil kuşak&#8221; olarak, organize etmiş olduğu dincileri sistemin içine çekme politikası izledi. Dinciler süreç içerisinde devlet kurumlarında  örgütlenip, devletin bir çok kurumunu ele geçirirken, sosyalistler, Aleviler, Kürtler sistem  ve politik arenanın dışında kaldılar. Alevilerle sosyalistler yenilgiyi  kabullendiler. Ama Kürtler direndiler ve kazandılar.<br />
<br />
Toplumların ilerleme sürecinde,  tarihsel bazı olaylarla karşılaşır. Toplum, yenileceğini bilse de ona karşı koyarsa, toplumsal kişilik ve dinamizmini sonuna kadar korur. Ama yapması gerekeni yapmaz, zulme, zorbalığa karşı durmaz, hatta destek verirse hem toplumsal kişiliğini hem de kendi dinamizmini kaybeder. Latin Amerika Ülkeleri ile Türkiye, Türk halkı ve Kürt halkı  bunun açık örnekleridir. Latin Amerika ülkeleri  halkları, emperyalizmle iş birliğine  giren ordularının  yapmış oldukları darbelere karşı durdu, direndi. Şimdi Latin Amerika ülkelerinde, bütün cuntacılar ceza elverende,  direnen halk en azında iktidar ortağı durumunda. Türkiye de ise, akıl almaz işkence,zor zorbalık uygulamış olan Kenan Evren, kral hayatı yaşıyor. Halk, şoven milliyetçilikle, dincilik arasında &#8220;kırk katır mı kırk satır mı&#8221;  misali çirkinliklerden çirkinlik beğenmek zorunda  kalıyor.<br />
<br />
Kürt halkının durumu ile, Türk halkının durumu  ibret vericidir. Türk halkı, cuntacılara özellikle de 12 Eylül faşist cuntasına karşı direnmedi. 12 Mart 12 Eylül faşist cuntalarına karşı koyan, canıyla kanıyla mücadele eden evlatlarını desteklemedi. Devrimcilere karşı, emperyalizmle iş birliğine girmiş, onun emri ile cunta  yapmış olan orduyu destekledi. Buna karşın, Kürt halkı, 12 Eylül faşist cuntasına çok önemli bir direnç gösterip, boyun bükmedi. Cuntanın bütün insanlık dışı işkence, aşağılama, hakaret etme yöntemleri önünde eğilmedi. Devlete karşı çıkan evlatlarını destekledi. Ölümsüzleşen çocukları için  bağrına taş bastı, acısını içine akıttı. Ama dinamizmini korudu, onurunu, gururunu kırılmaz kıldı. Tüzel ve özel kişiliğine kişilik kattı. Şimdi Türkiye&#8217;yi devindiren, demokratikleşmeye doğru yönlendiren  temel bir dinamizm konumuna yükseldi.<br />
<br />
Bütün  olumsuzlukların mimarı olan orduya ise, emperyalizm, AKP iktidarı eliyle,(askeri söylemle) &#8220;rahat, hazır ol, hizaya gellll&#8221; komutu veriyor. Ordu, Cumhuriyetin oluşturmuş olduğu siyasi dengeyi bozup, emperyalizmin çıkarına denk dengeler oluştururken, önemli boşluklar yarattı. Doğa boşluk tanımadığı için, ordunun yaratmış olduğu boşluk, şimdi orduyu &#8220;hizaya&#8221; getiriyor. O çok &#8220;kahraman ordunun&#8221; bir çok generali, belli süre içinde olsa kaçağa düştü. Yakalanıp, hapse konanlar, 12 Mart ve 12 Eylülde  işkence ettikleri devrimcilerin kendilerine karşı göstermiş oldukları  onurlu duruşun binde birini bile gösteremiyorlar. Hastanelerde solucanlar gibi sürünüyorlar. Dün yargılattıkları devrimcilerin  onurları ile  dim dik durdukları mahkemeler karşısında ne yapacaklarını bilemez haldeler. Bütün bu olup bitenlerden sonra, belki Türk Ordusunun generalleri de doğanın boşluk tanımadığını öğrenirler. Ama  Belki de bu öğrenme, İdam edilirken son sözü sorulan Temel&#8217;in &#8220; ha bu  bana bir ders olsun&#8221; dediği gibi bir öğrenme olur.<br />
<br />
Teslim TÖRE</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.solplatform.org/forumdisplay.php?f=8">Politika</category>
			<dc:creator>Teslim Töre</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.solplatform.org/showthread.php?t=5184</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Demokratik Ulus İnşa Edilemez.</title>
			<link>http://www.solplatform.org/showthread.php?t=5183&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Tue, 24 Aug 2010 03:05:39 GMT</pubDate>
			<description>Demokratik ulus inşa edilemez.  
 
İnsanlığın literatürüne ilk çağlarda giren demokrasi kavramı, gerçeğe dönüşmesi; yani yaşamla buluşması ve...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Demokratik ulus inşa edilemez. <br />
<br />
İnsanlığın literatürüne ilk çağlarda giren demokrasi kavramı, gerçeğe dönüşmesi; yani yaşamla buluşması ve serpilip gelişmesi ancak kapitalizmde mümkün olmuştur.  Devletler ilk oluşumundan, yani embriyo halinden sıyrılır sıyrılmaz, monarşiye yani krallığa dönüşmüşlerdir. İlk çağlarda ki demokrasi, devletlerin embriyo haliydi. Devletler ilk oluşumunda toplumun geniş kesimini içerir. O nedenle, yani  geniş kesimleri içerdiği için, devletlerin ilk biçimleri demokrasi olmuştur. Ancak sermayenin çok minik olduğu o süreçte ilk devletler demokrasiyi hemen terk etmiştir. Demokrasilerin yaşam iksiri de sermaye dir. 16. Yüzyılla birlikte genişletilmiş yeniden üretimle büyümeye başlayan sermaye, demokrasiyi insan yaşamına yeniden davet etmiştir. Demokrasi,  bölüşümü düzenlemek için davet edilmiştir. Bölüşümü düzenleyecek olan hukuk, bölüşülecek olan ise artı değerlerdir.  <br />
<br />
Ancak kapitalizmin ilk yılları ve olağan dışı dönemler, artı değerler sadece devlet ve kapitalistler arasında paylaşılmıştır. Bu süreçler için sınırlı da olsa bir demokrasiden söz edilecekse oda kapitalistler için demokrasidir. Toplumların diğer kesimlerine artı değerlerden pay verildiği süreçler ise dışarıdan artı değerlerin aktığı süreçlerdir. Yani emperyalizm sürecidir. <br />
<br />
Emperyalist soygunlarla, petrol ve doğalgaz satışı ile gelen sermayeler, başka bölgelerde üretilen yani dışarıdan gelen artı değerlerdir. Tüm topluma, bunu farklı oranlarlada olsa yansıtan hak hukuk sistemi için de demokrasi denilir.  Yani genişlemiş demokrasi. O nedenle  demokrasi bir anlamda artı değerlerin bölüşümüdür. Artı değerlerin, toplumla bölüşüldüğü her devlette  demokrasi toplumsaldır.  Kapitalizmin demokrasisinin zirve yaptığı süreç 1950 ile 2000 yılları arasıdır. Zirve yaptığı bölgeler ise emperyalist ülkelerdir. Sosyalizmin ara yolu siyasetçileri, bu ülkelere hayrandırlar. Demokrasi denildiğinde, hep Avrupa demokrasisini örnek gösterirler. <br />
<br />
Demokrasinin temsili veya doğrudan olması çok önemli değildir. Önemli olan artı değerlerin bölüşümüdür. Böyle bir bölüşüm yoksa istenildiği kadar halk iktidarı denilsin biz buna halk demokrasi diyemeyiz. Örneğin Çin halk cumhuriyeti. Burada ki artı değerlerin bir kısmı dışarıya giderken, bir kısmı da genişletilmiş yeniden üretime ve devlet bürokrasisinin finansmanına gitmektedir. Üretilen artı değerlerden Çin halkına pay verilmez. Çin üretken emekçileri köle gibidir. Çin emekçilerinin hareket serbestisi oldukça sınırlıdır. Sadece bürokrasi ve sermaye  yöneticilerine hareket serbestisi mevcuttur.  <br />
<br />
 Gorbaçov  çizgisinin Türkiye temsilcilerinden Haydar Kutlu &#8220;sermaye tabana yayılmalıdır&#8221; demiştir. Sermayenin tabana yayılmasını açarsak bu şu demektir. Artı değerlerden pay almalıyız demektedir. Artı değerlerin bir kısmı kapitalistin ve devletin finansmanına giderken, kalan kısmıda sabit sermayenin içine katılır. Bunların dışında sermayenin tabana yayılması şöyle mümkün. Dışarıda Türkiye&#8217;ye artı değerler akarsa emekçi sınıflar dışarıdan gelen artı değerlerden, içeride yüksek ücretler ve sübvansiyonlarla pay alacaklar. Bu payları; tahvil, bono, hisse senedi ve mevduat gibi değerlere dönüştürürlerse  onlarda sermaye sahibi olur. Böylelikle  hem toplumu sermaye sahibi yapacaklar, hemde demokrasinin kapsamına almış olacaklar. Şimdi anlıyoruz, emperyalist ülke komünist partilerinin sessizliğinin nedenlerini. Demek ki demokrasi dedikleri açık açık artı değer sömürüsünden pay istemekmiş. Ne yazık ki  Artı değerlerin nereden geldiği, sosyalizmin ara yollarnda siyaset yapan arkadaşlarımız için çok önemli değildir. <br />
<br />
Anlatmak istediğim, demokrasi sermayeye özgü bir işleyiştir. Demokrasinin peşinden gidenlere sormak gerekir. Nerede ki artı değerden, ne kadar pay istiyorsunuz?  Sosyalizm sonrası Rusya ya gelen demokrasi, doğal gaz demokrasisidir. Dünyada ki artı değerlerin önemli bir bölümünü ele geçiren Avrupa, elinde ki artı değerlerin bir kısmını Rusya&#8217;ya doğal gaz karşılığı kaptırmaktadır. Elinde ki artı değer miktarlarında eksilme olunca, kendi  halklarının sermaye ve demokrasi olanaklarını kısmaya başlamışlardır. Rus devleti de bu artı değerlerin bir kısmı ile kendisini finanse ederken kalan kısmını da halkıyla paylaşmaktadır. Böylelikle sosyalizmde bulamadıkları demokrasiyi, doğal gaz sayesinde bulmuşlardır. <br />
<br />
Demokrasi konusunda öylesine ilginç ifadelerle karşılaşıyoruz ki örn. Kürt hareketinin lideri şöyle diyor. &#8220;Demokratik ulus, bir ruh ise demokratik özerklik bunun bedenidir&#8221;. Liderin dediğini açalım; demokratik ulus, iki biçimde gerçekleşir. Birincisi dışarıdan gelen artı değerleri, sermayeye katıp tabana yayarak. Ancak bunun için emperyalist olmak gerekmektedir. İkincisi ise tüm ulus üretken emekçi karekterine bürünecek ve üretilen değerleri de küresel sermayeye kaptırmayacak. Bu iki seçenek te olanaklı görünmüyor. 1- Olası kürt özerk bölgesi emperyalistleşemez. 2-  Tüm ulusun üretken emekçi karekterine bürünmesi bilgi yoğun teknolojili üretimin, üretim sistemine egemenliği nedeniyle realize olamaz. Zaten üretilen değerlerin küresel ölçekli sermayeye kaptırmamak ise nesnel nedenlerden dolayı mümkün değildir. İlaç, tohum, enerji, teknoloji, uydu, bilişim, iletişim  vb. stratejik ürünler küresel sermayenin elinde. Bu ürünlerin kullanım değerleri çok yüksek. Ayrıca bu sistemi organize eden&#8220;küresel hegomanya&#8221; mevcut. Dünya pazarının dışında olmayı göze alamıyorsan, küresel koşullara tabi olacaksın.<br />
<br />
Konuyu Çin&#8217;le benzeştirirsek. Çin&#8217;de  üretken emekçi miktarı öylesine fazla ki Çin&#8217;de yaratılan değerler, Çin&#8217;de kalmış olsa Çin ekonomisine erişilmez. Çin devleti ve ÇKP neden &#8220;demokratik ulus&#8221; kavramını keşfedememiş? Onlar kürt liderinin çokmu gerisinde? Tabi ki hayır. Onlar pratiği yaşıyor. Kaldı ki Çin devleti, halkının önemli bir bölümü açıktan köle olmasına karşın bile, bu günkü konuma itiraz edememektedir. Hatta bu durumun devamının risk edilmemesi için ödünler vermektedir. ABD&#8217;den 2 trilyon dolar alacağını sürekli erteliyor. Bunlar olası kürt özerk bölgesi için zor konular. Demokratik ulus demek kolay. Ancak koşullar böyle bir yakıştırmayı yaşamın dışına iter. Demokratik ulusu inşa edeceğiz diyenler, ancak idealist insanları ikna edebilirler. <br />
<br />
Demokrasi direk sermaye ile ilgilidir. Orta doğunun petrol zengini ülkeler, kültürel olarak demokrasinin neresinde duruyorlar dersiniz? Demokrasi kim, onlar kim denilir. Kendileri çöl bedevisi olabilir. Ancak petrollerle değişen artı değerler kendi ülkelerine akmakta. Tabana da dağıtılan artı değerler, Çölde monarşiler altında demokrasiyi yaşatıyor. Libya buna güzel bir örnektir. Demokrasi aynı zamanda özgürlük değilmidir. Adamlar bal gibi özgür. Sermaye sahibi, sahip olduğu sermaye miktarı kadar özgürdür. <br />
<br />
 Hem yoksul, hem serbest yaşayan insanların olduğu ülke varmıdır?  İstisna olarak Küba denilebilir. Peki Küba bu gün ne yapıyor? İnsana yabancı pis işlerle iştigal olmak zorunda kaldı. Kendi halkını bulaştırmadan  bunu yapmaya çalışıyor. Nereye kadar?  Sözünü ettiğim pis işler, fuhuş ve kumar. Bu sektörler Küba sınırlarının içinde yabancılara hizmet vermektedir. Küba halkı demokrasi yaşayacaksa bunun bir bedeli olmalıdır. Demokrasi miktarı kadar sermayenin, Küba topraklarında faaliyet göstermesi gerekmektedir. İşte demokrasi böyle bir şey. Sermayesiz olamıyor. Küba için başka bir seçenek, üretken emeğin sermayeye dönüşmesi. Eğer bu seçenek olanaklı olmuş olsa idi Küba halkı bunu tercih ederdi. Çin&#8217;e bakmayalım. Çin bunu gerçekleştirebilmek için, bir çok koşulu bir araya getirdikten sonra, kendi halkının köle olma pahasına, bunu realize etmiştir. Çin bu aşamaya 1975 ten bu yana izlediği değişim siyasetleri ile gelmiştir.  İyidir demiyorum. Ancak gerçek budur. Üretken emekle sermaye yaratacak koşulların dışında kalan Küba halkı,  ne yazık ki yabancılaşma tehditi altındadır. <br />
<br />
20. yy ın anlı şanlı devrimleri, salt devletleri ayakta tutma pahasına, sermaye aramanın peşinde heba olmuştur. Halk devrimleri  ezilen sınıflara demokrasi gelmesi için yapılmıştır. Halk hükümetleri burjuva hükümetlerine göre çok daha genişletilmiş demokrasiyi içermekteydi. Ancak o demokrasileri ayakta tutabilmek için sermaye aramak zorunda kalmışlardır. Temin ettikleri sermaye, devletlerini ayakta tutmuştur. Ancak insanlarını yabancılaşmanın içine itmiştir. Emperyalist ülkelerde ise tabandan çekilen sermaye,  tabana da yansıyan demokrasiyi tarih etmiştir. Sosyal demokrasi artık yok. <br />
<br />
Görülüyor ki demokrasi, sermaye sayesinde olabiliyormış. Demokrasi istediğimiz zaman, istediğimiz bu demokrasinin kaynağında üretken emeğin ürettiği artı değerlerin olduğunu bileceğiz. Yani bize gelen demokrasi, birilerinin sömürülmesi neticesindedir. Günümüzde demokrasi istemek masum bir istek değildir. Demokrasi isteyenlere söyleyeceğimiz söz  &quot;barbarların yolundasınız&quot; biçiminde olacaktır.</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.solplatform.org/forumdisplay.php?f=9">Makaleler</category>
			<dc:creator>hasan karataş</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.solplatform.org/showthread.php?t=5183</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Birleşme özgürlüğü-ayrılma hakkı</title>
			<link>http://www.solplatform.org/showthread.php?t=5182&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Mon, 23 Aug 2010 22:58:31 GMT</pubDate>
			<description>Ulusal sorun aynı zamanda hem uluslararası hemde sınıfsal bir sorundur.  Ulusların  Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı , ulusal sorunun  Marksist açıdan...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font color="Blue">Ulusal sorun aynı zamanda hem uluslararası hemde sınıfsal bir sorundur.  Ulusların  Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı , ulusal sorunun  Marksist açıdan çözümünde temek kalkış noktasıdır.Bir Marksist bu hakkın içtenlikle tanınması için ezilen ulusların ayrılma hakına sahip olduğunu her koşulda haykırmalıdır . UKKTY i tereddütsüz savunmayana değil marksist ,devrimci  demokrat bile denmez.<br />
<br />
Ulusların ve dillerin eşit olduğunu ,ilhaklara karşı olduğunu, ayrılma hakkının ayrı devlet kurma hakkı olduğunu  her yönüyle dile getiren işçi sınıfı devrimcisi ,<font color="DarkRed">ayrılma hakkının birleşme özgürlüğü ile aynı anlama geldiğini </font>bilir.<br />
 <br />
<font color="darkred">Hak ile hakkın kullanımı aynı şeyler değildir.</font> Hakkın kullanımının koşullara bağlı olduğunu unutmadan hakkı her koşulda ikircimsiz savunuruz.  Bütün haklar için geçerli olan bu ilke ayrılma hakkı için de geçerlidir. <br />
<br />
<font color="darkred">Ayrılma hakkının kullanılması birleşme özgürlüğüne bağlıdır.</font> Birleşme özgürlüğü yoksa ayrılma hakkının kullanımı zedelenir, uluslar ve emekçi sınıflar için büyük felaketlere yol açar.<br />
<br />
<font color="darkred">Ayrılma hakkının kullanımı  birleşme özgürlüğünün gerçekleşmesi demektir.</font> Ayrılma hakkının kullanımını istemenin koşulu ,birleşme özgürlüğünün gerçekleşmesini istemektir.<br />
<br />
Ezen ve ezilen ulusların işçi ve emekçilerinin özgürce devrim ve sosyalizm yolunda birleşmeleri , sosyalizm için örgütlü mücadelere vermeleri ayrılma hakkının tam ve demokratik kullanımın teminatıdır.<br />
 <br />
Birleşme özgürlüğünün gerçekleşmesini istemeden yalnızca  ayrılma hakkının kullanılmasını  savunmak ezilen ulus proletaryasını kendi ulusunun burjuvazisine  teslim etmektir.<br />
 <br />
<font color="Red"><b>Boykot, Demokratik Özerklik, Türk ve Kürt Halklarının eşit ve özgür ortaklığı üzerine yapılacak tartışmalar ve uygulamalar birleşme özgürlüğü referans alınmadan  yapılamaz</b></font>.</font></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.solplatform.org/forumdisplay.php?f=44">Ulusal Sorun</category>
			<dc:creator>sabri</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.solplatform.org/showthread.php?t=5182</guid>
		</item>
		<item>
			<title>referanduma Evet Diyen Kürt Solu ve Türk Soluna Brav Olsun!!!</title>
			<link>http://www.solplatform.org/showthread.php?t=5181&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Mon, 23 Aug 2010 21:58:48 GMT</pubDate>
			<description>Türk sol harREFERANDUMA EVET DİYEN KÜRT SOLU VE TÜRK SOLUNA BRAV OLSUN!!! 
 
Herkes nerde duracağını belirlerken! Kendine komünist ve sosyalist diyen...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Türk sol harREFERANDUMA EVET DİYEN KÜRT SOLU VE TÜRK SOLUNA BRAV OLSUN!!!<br />
<br />
Herkes nerde duracağını belirlerken! Kendine komünist ve sosyalist diyen hareketler, referandum öncesi komünist hareketin, yeni bir yol ayrımına geldiğini bizlere göstermiş oldu.<br />
Böylece anayasa referandumu bizlere çok şey öğretmiş oldu. Kimlerin kapitalizme ve sisteme karşı oluşunu açık olarak netleştirmiş oldu...<br />
Yıllardır bir arada omuz omuza devrimci hareket içerisinde yoldaşlık etmiş olsakda! Demek ki, içimizde ki, ideolojik ve teorik olarak netleşmeyi sağlayamamışız.<br />
Tabiki; devrimci, komünist örgütlerde farklı seslere ideolojik, teorik farklılıklar olması tarihde marksist örgütlerde çokca rastlamıştık.<br />
 <br />
Ama; Kapitalizmin ve sistemin anayasasını savunarak &#8217;&#8217; EVET&#8217;&#8217; diyen! Komünist örgütleride Kürt ve eketinde görmüş olduk...  <br />
Marksizmi sulandırarak bunun adına da Komünist örgüt etiketi yapıştırmanın bir anlamı yoktur. <br />
Marksist ve Komünist hareket isen, kapitalizme ve emperyalizme karşı olmadığın sürece!!! Bunun  Marksizmi veya Komünist sınıf mücadeles ile ne alakası olabilir. Kürt emekçi sınıflarını  ve Türk emekçi sınıflarını inanmadığın sınıf mücadelesine sosyalist mücadele için, mücadele ettiğini söyleyerek ne tabanını nede kitleleri kandırmanın bir anlamı yoktur...<br />
<br />
Kürdistan&#8217;da bir yurt sever hareketiyim desen anlaşılır. Ama Kürdistan&#8217;da Komünist hareketim dediğin zaman burda biraz düşünmek gerekir???<br />
Hiç bir komünist hareket sınıf mücadelesinin görevlerini ve Marksist anlayışı bertaraf ederek!!!<br />
Kapitalist sistemin anayasasını demokrat olarak görerek Kürt emekçi sınıflarına tasfiye ederek ve desteklemesi istemesi ve savunması nasıl bir marksist-komünist hareketle bağdaşabilir??? O zaman sen bu kapitalist sistemin savunucusu olmuyormusun???  Adama sorarlar sen bu kapitalist sistemin nereseni karşısın demezlermi? <br />
O halde Kürt emekçi sınıflarını da nereye götüreceğin belli olmuyormu? Sosyalizme karşı!!! Kapitalist sisteme &#8217;&#8217; EVET&#8217;&#8217; demiş olmuyormusunuz???<br />
<br />
Aynı şekilde Anayasa referanduma &#8217;&#8217;EVET&#8217;&#8217; diyen Türk soluda aynı konumdadır.  Yani demek ki, bu kapitalist sistemden memnunsunuz.. Sınıf mücadelesini sosyalizmi ne yapacaksınız? Ki, kendinize komünist etiketi takıyorsunuz?<br />
<br />
Yazık değilmi? Arkanızdan yürüttüğünüz işçi ve emekçi sınıflarına inanmadığınız sosyalizmin adını kullanarak kitleleri peşinize takarak hayal kırıklığına uğratmanız doğrumu??? Açıktan deyin biz kapitalist sistem içerisinde kalacağız ve burjuva demokrasisini savunacağız onun için mücadele edeceğiz deyin! İşiniz gücünüz rast gelsin deriz.  Sizi komünist hareket içinde  hiç kimse görmez ve eleştirmemiş olur. <br />
<br />
Sovyet sosyalizmin yıkılışı ile yeterince kopuşlar, bunalımlar yaşandı ve çok ayrışmalara sahne oldu. Netleşme de Komünist hareket&#8217;e  kopuşmalar oldukça ortaya çıkıyor. Son Anayasa referandumu bir kez daha komünist hareket içinde netleşmeyi ayrıştırarak komünist hareket yoluna devam edecektir. Bu komünist hareketi üzmesin! Aksine marksist &#8211;komünist hareketin netleşmesi ve ayrışması olarak ideolojik ve teorik olarak güçlenmesini sağlayacaktır..<br />
<br />
Mehmet ÖZCAN</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.solplatform.org/forumdisplay.php?f=9">Makaleler</category>
			<dc:creator>zafer.53</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.solplatform.org/showthread.php?t=5181</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Evet! Boykot!</title>
			<link>http://www.solplatform.org/showthread.php?t=5180&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Mon, 23 Aug 2010 05:21:20 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[YILDIRIM 
TÜRKER 
 
23/08/2010 
 
 
 
&#8216;1984&#8217;ün namlı yazarı George Orwell, bir yerde, &#8220;Kan ter içinde bir emekçinin, doğal düşmanı polisle...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>YILDIRIM<br />
TÜRKER<br />
<br />
23/08/2010<br />
<br />
<br />
<br />
&#8216;1984&#8217;ün namlı yazarı George Orwell, bir yerde, &#8220;Kan ter içinde bir emekçinin, doğal düşmanı polisle çatıştığını gördüğümde hangi tarafı tuttuğumu söylememe gerek yok&#8221; der. Cümlenin kuruluşu bize Orwell&#8217;in seçimi üstüne kesin bir fikir veriyor. Burada, taraf tutmak kör bir önyargıyı işaret etmez. Tam da durduğunuz noktadan dünyanın nasıl göründüğü üstüne bir ipucu verir. İşte istikrar, itidal, birlik-bütünlük ve benzeri çıkışlı pazarlıkların  bulandıramadığı bir bakış bize tarafını ilan ediyor. Kendisini bastırmaya, susturmaya, gözünü korkutmaya, zapt etmeye çalışanın karşısında direnenin tarafı.<br />
Kaybedecek fazla şeyi olmayanın tarafı. Omuzlarının üstüne kat kat bir inşaat<br />
kurulmuş olanın, alt katta oturanın tarafı.<br />
Orwell, hayatı boyunca çeşitli politik duruşlar edindi; yakınında durduklarıyla hiçbir zaman uzlaşamadı. İnsanlığın eşitlikçi ve özgür geleceğine yönelik rüyasının bir kâbusa dönüştürüldüğünü görünce hırçın bir alegori dünyasına sığındı. &#8216;Hayvan Çiftliği&#8217;nde kimi diğerlerinden daha eşit olan hayvanları anlatırken rüyasına küsmüş değildi. O, zulmün şanlı bir devrimden sonra yeniden üretilişine kayıtsız kalamamış; siyasi kimliği adına bu gidişatı görmezden gelememişti. Yoksa o çatışmada hep kan ter içindeki emekçinin tarafını tuttu.<br />
Taraf tutmak, taraf olmak üstüne toplumca düşünüyormuş gibi yapıyoruz.<br />
Taraf olmak üzerine bildiğimiz bütün yorgun klişeler üstümüze boca ediliyor. Bir zamanlar kullananı tekinsiz kılacak bütün hamasi deyişler artık muktedirlerin ağzına sakız olmuş. <br />
&#8216;Taraflar&#8217; bizi taraf olmanın kaçınılmazlığına inandırmaya çalışıyor.<br />
Başbakan&#8217;ın işverene yönelik &#8216;bitaraf olan bertaraf&#8217; olur tehdidi işlerin ne kadar<br />
kızışmış olduğunun göstergesi.<br />
Cumhuriyet tarihinin en karşılıksız umudu; toplum olarak yaşadığımız erozyonun kumaşı bozuk neticelerinden Kılıçdaroğlu ile hoyratlığıyla kalplerde kurmuş olduğu tahtta öfkeyle hop oturup hop kalkan Erdoğan karşılıklı salvolarıyla söz konusu referandumun nemene bir garabet olduğunu kanıtlıyorlar.<br />
Her ikisi de aynı gerekçelerle aynı şeyi savunan iki mahalle efesine benziyor. Birbirlerinin karşısına düşmüş olmaları tamamen tesadüf.<br />
Arkalarına almış oldukları fikir insanları da karşılarında saf tutanlara bodoslama saldırıyor.<br />
Kullandıkları dile biraz uzaktan bakan, 12 Eylül referandumunun ertesi yepyeni bir dünyaya uyanacağımızı zanneder.  Öylesine bir canhıraşlık, öylesine bir şevk yüklü öfke.<br />
&#8216;Evetçi&#8217; cephe ile &#8216;Hayırcı&#8217; cephe arasında süren berbat dalaşa bakınca sözkonusu cephelerin aynı taraf olduğunu görmüyor musunuz? Bir de aradan sıyrılan, iyi niyetli iyi kalpli, yeri geldiğinde siyaset üstü değerlendirmelere kadir &#8216;yetmez ama evet&#8217;çiler var.<br />
Kanımca o grup içindeki insanlar, bu işin içinde bir oyun olduğunu hissedip, &#8216;aptal değiliz ama...&#8217; deme gereği hisseden, vicdanı inceden sızlayanlar.<br />
Kıymetli Ayhan Bilgen, Başbakan&#8217;ın sözüne karşı Hrant&#8217;ı hatırlatıyor ve taraf olmanın bertaraf olmamayı garanti etmediğini hatırlatıyor. Hatta savaşa, kana, zulme karşı taraf olanların devlet eliyle birer birer bertaraf edilişinin tarihi değil mi, ortak tarihimiz?<br />
Dolayısıyla bu saf retoriği bir yana bırakalım. Bu referandumda herkesi ille de bir taraf olmaya zorlamanın ardında ciddi bir boykot korkusu okunuyor.<br />
Her iki &#8216;sözde&#8217; taraf da insanların ille de rengini belli etmeleri gerektiğinden, aksinin hıyanet olduğundan dem vuruyor. Katılımın düşük olması, her iki tarafın da kendilerinde vehmettikleri güce olan inancı sarsacak.<br />
Alışık olduğumuz muhabbettir.<br />
Her seçim öncesi kararsız seçmenlerin oranı çevresinde  yaratılan yapay gerilim, hayatımızın artık sorgulamadığımız bir parçası haline geldi. Doğası icabı kendilerini kararlılar cephesinde gören akil adamlar, neredeyse kararsızların ülkemiz demokrasisi için en büyük tehlike olduğunu söylerler. Onlar yüzünden hiçbir hesap çarşıya uymuyor. Onlar yüzünden sisteme karşı güçler iktidara kadar &#8216;sızabiliyor&#8217;. Onlar yüzünden ortak programımızı &#8216;hayata geçirmek&#8217; mümkün olmuyor. Velhasıl, yüzer gezer bir cahiller ordusu, bu kararsızlar. Üstelik onları, kararsızlıkları sonucu ülkemizi bekleyen felaketler konusunda onca uyarmamıza karşın hâlâ odun suratları, dik kafalarıyla asap bozucu bir belirsizlik kisvesi altında öylece duruyorlar.<br />
Kardeşim, rengin ne? Hangi partiye oy vereceksin? Ülke elden gidiyor, irtica yine kapıda, uygarlığın yolu belli, güçlü iktidarın yolu da. Niye hâlâ salak salak bakıyorsun?<br />
Boykot, elbette kararsızlıkla tartılamayacak bir tavır. Yine de erkli sözün, oyun kurucunun denetimi dışında kalıyor iki duruş da.<br />
Benim tarafım, bu referandumu boykot etmektir.<br />
Bu referanduma katılmak, atılan oy ne olursa olsun, bize yegane siyaset yordamı olarak dayatılan şu çözümsüz durumu meşrulaştıracaktır.<br />
Organlarının yeri değişmiş adamları, baş belası Kürtleri, yani on yıllarca karın altında kalmış adlarını geri vermek dışında kendilerine hiçbir hak tanımadığımız milyonlarca vatandaşı, onların temsilcilerini yok sayarak inşa edilmiş bir referandumdur sözkonusu olan. Biz Türkler tarafından.<br />
Şimdi, bu referanduma katılarak Kürtleri siyasetten ebediyen tasfiye<br />
etmemiz bekleniyor.<br />
Toplumun belirli bir kesimince, belirli bir kesimi tarafından hazırlanan bu oyuna katılmak istemediğimden bu referandumu boykot etmek gerektiğine inanıyorum. Kürtlerin bir tek sözü kale alınmadan, onları ve temsilcilerini durmadan aşağılayarak, barışa şu kadarcık gönüllü görenmeyen beter adamların hazırladığı anayasa değişikliği paketinin içindekiler de umurumda değil, açıkcası.<br />
Bunca nefret yüklü, bunca ayırımcı, bunca oportünist adamın insafına kalmış siyaset alanını kabul etmiyorum.<br />
Kürt vekillerle konuşmaya tenezzül buyurmayan Başbakan ve partisinin; cephede tek ayak üstünde durması gereken yeni İbiş Kılıçdaroğlu ve partisinin; kirli devlet sözcüsü medya ve mücahitlerinin; her fırsatta ırkçılık ve milliyetçilik yarışından kaçmayan zihniyetlerin hüküm sürdüğü bir memlekette anayasa değişse ne olacak?<br />
Bir zamanlar AKP&#8217;nin Adalet anlayışının temsilcisi Cemil Çiçek, hala öldürülmüş PKK&#8217;lıların donunu indiriyor. <br />
Şimdi iki tarafmış gibi yaparak ikbal mücadelesini sürdürenler, hep birlikte Kürtlerin sözüne karşı.<br />
Açılım yapacağız lafıyla daha da çok hırpalanan Kürt halkına, &#8216;siz şurada biraz ses çıkarmadan bekleyin. Biz anayasayı değiştirip sizin hayatınızı da ıslah edeceğiz&#8217; diyor, Evetçiler.<br />
&#8216;Hayırcılar&#8217; da, &#8216;sizi şu AKP&#8217;nin boyunduruğundan bir kurtaralım, oraları asıl biz kalkındıracağız. Barajlar, iş kolu filan...&#8217; diyor.<br />
Yani su küçüğün, söz büyüğün.<br />
Kürtler, hayır, bu oyuna kabul edilmiyor. Topun sahibi bu maçta onları istemiyor. Buna rağmen onlardan istenen, referanduma katılıp kalabalık yapmaları. Kendilerini yok sayan bu oyuna katılmaları için bin bir dil dökülüyor, sonsuz tehditler savruluyor Kürtlere.<br />
Orwell&#8217;e dönersek...<br />
Benim tartım da ceberut devletin ve adaylarıyla birlikte bütün iktidar mekanizmalarının hırpalamaya doyamadığı Kürtlerin yanında durmaktır. Onların söz hakkının yanında durmak. Bu konuda en ufak bir kuşku duymam.<br />
Şu an bu memleketin en büyük sorunu, Kürt meselesidir. Bu meselenin hallini hedeflemeyen hiçbir hamle kapsayıcı ve ciddiye alınası değildir.<br />
Benim inancıma göre de iki taraf var. Biri; bu toplumun on milyonlarla tartılan bir kesimine bu memleketin geleceğini belirleme projesi denilen anayasa değişikliği konusunda en ufak söz hakkı tanımayan, o kesimin parlamenter siyaset yolunu tıkayan referanduma rahatsızlık duymadan ya da duyarak katılanlar. İkincisi de bu referandumu meşru kabul etmeyen, kendilerine dayatılan memleket resmini hazmedemeyenler. Yani boykotcular.<br />
Ehvenişere tav olarak dünya değiştirilemez.<br />
Önce Kürt halkını eşit ve katılımcı olarak görmeyi hazmetmek zorundayız.<br />
Bu linç mevsiminde hayati olan, budur.<br />
Anayasayı değiştireceksek bunu Kürtlerle Türkler el ele yapacaktır.<br />
Bu oyunda Kürtleri oynatmıyorsanız ben de oynamıyorum.</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.solplatform.org/forumdisplay.php?f=9">Makaleler</category>
			<dc:creator>alikorkmaz</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.solplatform.org/showthread.php?t=5180</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Alevi asker oruç tutmadığı için öldürüldü</title>
			<link>http://www.solplatform.org/showthread.php?t=5179&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Sat, 21 Aug 2010 17:42:49 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[*Hakkari&#8217;de askerlik yapan Erzincanlı Ali Arslan Alevi olduğu ve Ramazan  
orucu tutmadığı gerekçesiyle başka bir asker tarafından öldürüldü. 
...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b><font size="3"><font color="DimGray">Hakkari&#8217;de askerlik yapan Erzincanlı Ali Arslan Alevi olduğu ve Ramazan <br />
orucu tutmadığı gerekçesiyle başka bir asker tarafından öldürüldü.<br />
<br />
Erzincanlı ve Alevi olan Ali Arslan'in Hakkari'de askerliğini yaparken oruç <br />
tutmadığı için öldürüldüğü iddia edildi. <br />
<br />
Ali Arslan öldürülmeden önce ailesiyle yaptığı telefon görüşmelerinde Alevi <br />
olduğu icin, sürekli diğer askerler tarafından hor görüldüğünü, rahatsız <br />
edildiğini anlattı. <br />
<br />
15 Ağustos günü, kışlada Ramazan orucu tutmadığı gerekçesiyle, bir asker <br />
tarafından başından vurularak öldürüldüğü iddia edilen Ali Arslan&#8217;ın <br />
cenazesi Erzincan&#8217;a bağlı Palanga Köyüne getirildi.<br />
<br />
Olayın birliğin komutanları tarafından saklandığı belirtildi. <br />
<br />
Ailesinin büyük ısrarına rağmen, Ali Arslan&#8217;ın yüzü ailesine gösterilmedi. <br />
Sadece ayaklarının annesi tarafından görülmesine izin verildikten sonra, Ali <br />
Arslan&#8217;ın cenazesi toprağa verildi.</font></font></b><br />
<br />
<br />
<b><font size="3">Sol Haber Org</font></b></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.solplatform.org/forumdisplay.php?f=8">Politika</category>
			<dc:creator>Diren62</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.solplatform.org/showthread.php?t=5179</guid>
		</item>
		<item>
			<title>HAVET değil BOYKOT</title>
			<link>http://www.solplatform.org/showthread.php?t=5178&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Thu, 19 Aug 2010 04:54:49 GMT</pubDate>
			<description>*Bölgede ve dünyada bugünkü konumundan daha güçlü olmak  yününde  her türlü yolu ve yöntemi hayasızca kullanan, global hiyerarşide daha sömürgen ve...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font color="Blue"><b>Bölgede ve dünyada bugünkü konumundan daha güçlü olmak  yününde  her türlü yolu ve yöntemi hayasızca kullanan, global hiyerarşide daha sömürgen ve emperyal  bir yer arayan Türkiye burjuvazisi;<br />
<br />
-  Küreselleşen emperyalist/kapitalist sistemin  derinleşerek yaygınlaşmasının  önünü  açacak önlemlerin başında gelen &#8216;ulusal&#8217;  devletlerin makyaj tazelemesini sağlayacak staretejiye uyum içersinde türk devletini  revize etmek  ve&#8221; yenileştirmek&#8221;,<br />
<br />
-Sivil asker çatışması görünümü olarak sunulan  iktidar çatlağının onarımını  yapabilmek ve bu çatlağın sosyal ekonomik krizlerle  derinleşmesi  ihtimalinin önünü kesebilmek , bu çatlağın yarılması sonucu  doğabilecek anayasal &#8211;hükümet bunalımlarının  rejim krizine  belki de  <font color="DarkRed"><b>SİSTEM KRİZİNE  dönüşmesinin önünü kesmek</b></font> için,<br />
<br />
İktidarı  ve  muhalefeti  eliyle  gizli ve açık  işbirliği  sayesinde  referendumu  Evet / Hayır ikileminin  çerçevesinde gündeme getirdi.<br />
  <br />
Referandumu boykot etmek ;  <font color="Black">HAVET (evet/hayır) plaformunu </font>kabul etmemektir ,daha önemlisi burjuva diktatörlüğünün sivil mi?  asker mi ? dayatmasına meydan okumak anlamını taşır.<br />
<br />
Boykot taktiği ,burjuvazinin hiçbir kanadına güvenilmediğini gösterir. Boğazımıza geçirmeye çalıştıkları   liberal/ulusal tasmaları  dik bir duruşla parçalamak cesaretini anlatır.<br />
<br />
Küresel veya ulusal eğilimli sermaye guruplarından hiçbirisi Komünist Harekete  yeni hareket alanlarının açılmasını sağlıyamaz. Böyle bir beklenti  içersinde kitleleri oyalamak en hafifinden burjuvaziden medet ummaktır.Sosyalist düşünceye güvenmemek ve  burjuvaziye umut bağlamaktır . <br />
<br />
Eğer işçiden emekten ezilenden halkların özgürlüğünden yana iseniz burjuvasız , kapitalistsiz düşünmeyi ve yaşamayı istemek ve  öğrenmek zorundasınız.<br />
<br />
Küreselleşmeci liberal fikirlerden vede kemalist ideolojinin  sol ve halklar üzerindeki yıkıcı etkisinden kurtulmak için atılacak <font color="darkred">ilk adım  Referandumu boykot etmektir.</font> <br />
<br />
12 Eylül 2010,sistemin dışında duruşumuzu ve  onlardan ayrı  olduğumuzu göstermek  için büyük bir fırsattır.</b></font></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.solplatform.org/forumdisplay.php?f=9">Makaleler</category>
			<dc:creator>sabri</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.solplatform.org/showthread.php?t=5178</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Katılımcı arkadaşların dikkatine!</title>
			<link>http://www.solplatform.org/showthread.php?t=5177&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Mon, 16 Aug 2010 22:58:26 GMT</pubDate>
			<description>Önümüzdeki bir veya iki gün içinde Solplatformu,başka bir servere taşıyoruz. 
Aynı formatta ve bir değişiklik olmadan. 
adreside muhtemelen...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Önümüzdeki bir veya iki gün içinde Solplatformu,başka bir servere taşıyoruz.<br />
Aynı formatta ve bir değişiklik olmadan.<br />
adreside muhtemelen <a href="http://www.solplatform.net" target="_blank">www.solplatform.net</a>  olacak.<br />
Verimli tartışmalar dileğimle.<br />
Bilgilerinize sunarım.<br />
veda</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.solplatform.org/forumdisplay.php?f=65">Konseyden Duyurular</category>
			<dc:creator>veda</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.solplatform.org/showthread.php?t=5177</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İkinci Cumhuriyetçiler Yanlış Ata Oynuyorlar</title>
			<link>http://www.solplatform.org/showthread.php?t=5176&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Mon, 16 Aug 2010 19:08:06 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[İKİNCİ   CUMHURİYETÇİLER  YANLIŞ ATA OYNUYORLAR 
 
Türkiye de birkaç yıldan beri bir grup  aydın, &#8220;ikinci cumhuriyet&#8221;i savunuyor ve kurulması...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>İKİNCİ   CUMHURİYETÇİLER  YANLIŞ ATA OYNUYORLAR<br />
<br />
Türkiye de birkaç yıldan beri bir grup  aydın, &#8220;ikinci cumhuriyet&#8221;i savunuyor ve kurulması konusunda bir dizi ideolojik, teorik üretim de yapıyorlardı.  T. Cumhuriyeti&#8217;nin  bir diktatörlük olarak kurulduğunu, demokratik yönünün zayıf kaldığını ya da olmadığını, ikinci cumhuriyetle demokrasi yanının da tamamlanacağını savunuyorlardı. Bu konu ile ilgili  olarak Fransa devrimi ve sonrasını ele alıp işlediler.  Fransa da birinci ikinci, üçüncü vb. cumhuriyetlerin nasıl yapılandırıldığını  detaylıca  yazıp, tezlerine teorik zemin  yaratmaya çalıştılar. Ama fazla taraftar buldukları da söylenemez.  Üstelik Kemalistlerden de epey  sert eleştiriler aldılar. Söz konusu aydınların, AKP iktidar olduktan beri  sessiz kalmaları sanki aradıklarını AKP&#8217; de bulmuşlar ya da bulacaklarmış gibi bir duygu uyandırıyor. Ya da bu konuda ki umutları suya düştü. O nedenle şimdilik &#8220;ikinci cumhuriyet&#8221; üzerine yazılar yazılmıyor.<br />
<br />
Gelişmelerin üretmiş olduğu verilere bakarak, gelecek konusunda bir ön görü de bulunacak olursak, Türkiye de ismi &#8220;ikinci cumhuriyet&#8221; olmasa bile, binici cumhuriyet, yani var olan T. Cumhuriyeti  köklü bir değişime uğrayacak gibi. Ama bu seferki değişimin öznesi, Kürt özgürlük hareketi. Başka bir söylemle, Kürt dinamizmi; bu güne kadar  hırpalanarak çürümüş, kokuşmuş, alabildiğine kirlenmiş, eline kan bulaşmış, dili yalan, dolan, sahtekarlıkla  şişmiş,  Türkiye&#8217;nin   onuruna, haysiyetine, gururuna sahip çıkamaz hale gelmiş cumhuriyeti, kokuşmuşluktan, çürümüşlükten arındırarak, yeni baştan inşa edilmesine nitel boyutlu bir katkı yapacak  düzeye geldi.<br />
<br />
Bu  katkıyla şekillenecek Cumhuriyet,sosyalizm olmayacaktır, ama sosyalizmin bir önceki durağı olmaması için fazla neden yoktur. Kürt özgürlük hareketinin ortaya çıkışından beri, kimileri, Kürtlerin ayrılıp bağımsız bir devlet kuracağını, kimileri bir Kürt Türk savaşının çıkacağını, Kürtlerle Türklerin bir birini öldüreceğini, çokça yazıp söylediler. Yaşanmış olanlar, ne  Kürtlerin Türkiye yi bölmesi, ne Türk halkı ile boğazlaşması söz konusu oldu. Üstelik, Türkiye ye göçmüş ya da göçertilmiş olan Kürtleri korkutarak  Kürdistan&#8217;a geri döndürmeye çalışan faşist kırıntılarına pabuç bırakarak, Kürdistan a  geri  dönmemişlerdir. Kürt halkı hem Kürdistan da hem de Türkiye&#8217;de  elde etmiş olduğu  kazanımlarını sonuna kadar korumuş ve korumaya devam ediyor. Geriye tek yol kaldı, demokratik çözüm,<br />
<br />
PKK  26 yıldır, Genel Kurmayın tespitiyle, &#8220;düşük yoğunlukta&#8221; bir savaş sürdürüyor. Yürütülmüş ve yürütülmekte olan  savaşın &#8220;yoğunluğu&#8221; ne olursa olsun, her iki taraf içinde en son noktasına gelip dayanmış durumda. Savaş bugüne kadar gelmiş olduğu yerden öteye gidemiyor, gidemez. Taraflar ne kazanıp ne kaybettilerse orda öyle kalıyor. Ne ordu &#8220;tek bir silahlı terörist kalmayıncaya kadar savaşa devam edeceğiz&#8221; dediğini gerçekleştirebiliyor, ne de PKK, bu güne kadar elde etmiş olduğu kazanımlardan daha fazlasını elde edebiliyor. İpi çeken taraflar, birbirini daha fazla çekemeyeceklerini, dolaysıyla da yenişemeyeceklerini  görecek noktaya geldiler. En iyi öğretmen  olan hayat,  gelinmiş olunan yer, çekilmiş olan acılar, her iki taraftan  yükselen ana feryatları, feryatların taraflar süzerinde yaratmış olduğu baskı sona doğru yaklaşıldığına işaret ediyor.<br />
<br />
Gelinen yer taraflardan hiç birisinin amacı değildi. 1071 Malazgirt  ittifakı ile başlayan tarihi süreç, bu sürecin yaratmış olduğu toplumsal doku, bu her iki fenomenin yaratmış olduğu, toplumsal şekillenmeyi ören ana hayat, savaşan taraflardan Ordu ve PKK&#8217;yi, arzu ettikleri ya da hedefledikleri yere değil,  nesnel yapının varmalarına olanak tanıdığı yerlere varabildiler. Sürece irade ya da iradeler değil, nesnel olgu ağırlığını koydu. Tarafların kendi iradelerini sonuna kadar zorlamalarına rağmen, iradeleri ile ancak buraya kadar gelebildi, ancak bu kadarını yapabildiler. Besbelli daha fazlasını yapabilmek taraflardan hiç birinin elide değil. PKK, &#8220;Sömürge Kürdistan&#8221; tezi ve &#8220; Bağımsız Kürdistan&#8221; sloganı ile yola çıktı. Nesnel sonuç olarak, &#8220;demokratik özerklik&#8221; sloganı ile yetinmek durumunda kaldı. FKBDC&#8217; de APO ile bazen tartışıyorduk. Biz o zaman &#8220;Özerkliği&#8221; savunuyorduk. APO yarı şaka &#8220;Lenin bu kavrama çok kızar&#8221; diyordu. Ben &#8220;kızabilir ama nesnel durum bu. Kürtlerin yarısına yakını Türkiye de yaşıyor, milyonlarca Kürt ve Türk birbiri ile evli, bu durumda bir yerlere sınır koymak olanaksız, ama Kürtlerin önemli bir kesimi tekrar döner, mevcut doku değişirse  biz de ayrılmayı savunuruz&#8221;  diyordum. APO  da ,&#8221; biz bağımsızlığı amaçlıyoruz, ama nesnel durum böyle devam ederse özerkliği biz de savunuruz&#8221; diyordu. Gelinen noktada, nesnel durum, PKK&#8217; nin ilk amacı olan &#8220;bağımsız Kürdistan&#8221; yerine &#8220;demokratik Özerkliği&#8221; koydu.<br />
<br />
PKK iradi olarak, bütün gücü ile mücadele etti. Tarihte hiçbir gerilla mücadelesinin vermediği kadar ağır kayıplar verdi. Dünyanın en uzun  gerilla mücadelesini çürümeden, yazlaşmadan  yürüttü. Gerilla yaşamına hiçbir örgütün dayanamayacağı kadar uzun süre dayandı. Eğer sorun sadece bir öznel irade sorunu olsaydı, PKK baştan önüne koymuş olduğu &#8220;bağımsız Kürdistan&#8221; hedefine varabilirdi. Yaşanarak da görülmüş olan somut veriler, Kürt ve Türk halkının birlikte geçirmiş olduğu tarihi sürecin toplumsal ilerlemede yaratmış olduğu dokusal özellikler, oluşturulmuş olan ara volan dişliler, nesnel bağlar, birlikte üretilmiş olan  insani ve toplumsal değerler, bu değerlerin toplamının oluşturduğu diyalektiğin toplamsal ilerleme yasası PKK&#8217; nin iradi gücüne ve sonuna kadar güç kullanımına rağmen &#8220;demokratik özerklik&#8221; noktasına gelebilmesine olanak tanımıştır. Bu noktadan ileriye gitmek gibi, geriye gitmenin de olanaksızlığı ortaya çıkmıştır. <br />
<br />
Savaşan diğer taraf olan ordu içinde aynı şey geçerli. Ordu PKK&#8217;yi  &#8220;üç beş çapulcu&#8221; diye küçümseyerek, ortadan kaldırmak, yok etmek  amacıyla yola çıktı. Amacına  ulaşamadı ve asla ulaşamayacağı da  kendiliğinden anlaşıldı. Ordu çeşitli yöntemlerle on binlerce Kürt ilerici, devrimci, aydın insanını öldürdü. On binlercesini zindanlar da çürüttü.  On binlerce gerillayı şehit etti. Yüz binlerce Kürdü yerinden yurdundan göçertip, evsiz yersiz yurtsuz bıraktı. Kürtlere insanlık tarihinde duyulmamış, görülmemiş işkenceler yaptı. Bok yedirdi,  köy meydanında eşinin çocuklarının gözü önünde, insanların kişiliklerini  aşağıladı. Kürt halkının onuru ve gururu ile oynadı. Emperyalizmin uluslar arsı bir komplo ile PKK&#8217;nin önderi  APO&#8217; yu yakalayıp kendilerine vermesi sonucu aylarca süren bir teşhir kampanyası yürüttü. Uygulamış olduğu  bütün bu insanlık dışı yöntemleri uygulama sonucu PKK&#8217;yi yok etme amacının yakınına bile varamadı.<br />
<br />
 PKK&#8217; nin kararlı mücadelesi karşısında, &#8220;kimyası bozuldu&#8221; ve şimdi de PKK&#8217;nin eylemleri karşısında tümüyle savunma konumuna geçti. Gelinen noktaya bakarak, söyleyecek olursak, Ordu da, PKK&#8217; yi yok etme amacına varabilmek için elinden gelen her şeyi yaptı. Ama Türkiye&#8217;nin nesnel durumu, Kürt halkının  güçlü iradesi, inanılmaz dayanıklılığı, azim ve kararlılığı, orduyu kendi amacına  değil, bu günkü  inisiyatifi kaybetme, zorunlu olarak da  savunmaya geçme  noktasına getirdi. Ordunun da gelmiş olduğu bu noktadan ileriye gidemeyeceği fakat geri de gitmeyeceği netçe ortaya çıkmıştır.<br />
<br />
Bu somut veriler, Türkiye Cumhuriyeti nin Türk ve Kürt dinamizmi  üzerine kurulduğu, ancak Türk milliyetçiliğinin ağırlığını koyarak, şoven gerici, diktatör bir yapıya büründürdüğü, o nedenle de Cumhuriyetin kurucu dinamiklerinden birisi olan, Kürt dinamizminin inkar edildiği, fakat inkarın inkarı yasası gereği, süreç içerisinde Kürt dinamizminin kendini inkar eden inkarı inkar ettiğini bilimsel olarak, netçe göstermektedir. İnkarın inkarı yasası bir doğa kanunudur. Bu doğa kanunu gereği, inkar edenin de inkar edileceği kaçınılmazdır. Bizler bu doğa kanununa tanılık ediyoruz. Söz konusu doğa kanuna göre  inkar edenin nasıl inkar edildiğini yaşayarak da  görüyoruz. Aynı zamanda Kürt özgürlük hareketinin, diyalektiğin çok önemli bir yasasını nasıl hayata geçirdiğini bilimsel olarak da tanımlayabiliyoruz. Dolaysıyla, Özgürlük hareketinin ne kadar nesnel bir zeminde ortaya çıktığını, tarihsel bakımdan ne derece  haklı bir konumda olduğunu, görmek istemeyen kadar körlerin bile görmekte olduğunu gözlemleyebiliyoruz. <br />
<br />
Verisel bütün olgular, Kürt halkı, tarihin tanıklığında kendisine yapılmış olan  inkar haksızlığını giderecek, inkarı yapan şovenizmi  inkar edecek, Cumhuriyeti yeniden ayaklarının üstüne oturtacak. Böylece Cumhuriyetin sadece demokratik yanı tamamlanmayacak, aynı zamanda  insani bir içerik da kazanmış olacak. Toplumsal ahlaka, toplumsal vicdana,  insani değerler bütününe sahip bir cumhuriyete, eşyanın tabiatı gereği  dönüşecektir. Böylesi bir Cumhuriyete &#8220;ikinci Cumhuriyet&#8221; denir mi bilmiyorum,ama &#8220;İkinci Cumhuriyetçilerin&#8221; , kendi tezleri doğrultusunda, AKP ve ya başka güçleri desteklemek yerine Özgürlük hareketini desteklemeleri  daha isabetli olur diye düşünüyorum. Çünkü, Özgürlük hareketi ve Kart halkının güçlü dinamizmi olmasaydı bu yeteneksizlerin yeteneklileri yönettiği Türkiye de hiçbir olumlu değişim yaşanamazdı.<br />
<br />
 Bu değişimler Kürt dinamizminin  devindirmesi ile yaşanıyor.Demokratik özerklik yönetiminin hayata geçmesi kaçınılmaz hale geldi. Demokratik özerklik yönetimi sadece Kürdistan da hayata geçmekle kalmayacaktır. Bütün Türkiye yi kucaklayan bir sisteme dönüşecektir. Dolaysıyla da demokrasinin sınırları genişleyecektir. Yerel yönetimler söz ve yetki sahibi olacaktır. Bu Cumhuriyete&#8217; &#8220;ikinci Cumhuriyetçilerce&#8221; , &#8220;ikinci Cumhuriyet&#8221;  denip denmeyeceği kestirilemez. Ama böylesi bir Cumhuriyetin eski Cumhuriyet olmayacağı, yep yeni bir cumhuriyet olacağı kesin.  Söz konusu nitelikteki bir Cumhuriyetin sadece eski Cumhuriyetten farklı  nitelikte bir Cumhuriyet olmaz. Aynı zamanda,  sosyalizme yakın, sosyalizm öncesi, bir üst aşamasının sosyalizm olma olasılığı çok yüksek bir  Cumhuriyet olabilir.<br />
<br />
Var olan çatışmalar,İster bitsin, isterse bir süre daha devam etsin, Kürt halkının özverili, dinamik mücadelesi  halklara kazandırıyor,  halk düşmanlarına kaybettiriyor. Kürt halkı, bazılarının zan ettiği gibi sadece kendisi için bir şeyler kazanmıyor. Türk, Arap, Laz, Çerkez vb. gibi Türkiye&#8217;de yaşayan bütün halkların da kazanmasını sağlıyor. Yukarda da vurguladığım gibi, halkların  kazanımın en somut olanı, Kürt halkının fili olarak  elde etmiş  olduğu &#8220;Demokratik Özerkliktir&#8221;.  Bu artık kazanılmış bir haktır. Sadece Cemil  Çiçek&#8217;in değil, hükümetin bütün üyelerinin &#8220;organları yer değiştirse&#8221;, Kürt halkının &#8220;Demokratik Özerklik&#8221; kazanımı elinden  alınamayacaktır. Kürt halkı elde etmiş olduğu kazanımla, kendi kaderini tayın hakkını gerçekleştirirken, Türkiye nin  demokratikleşmesine, cumhuriyetin değişmesine, Türkiye halklarının makus talihini yenmesine de  öncülük etmiş oluyor. Kürt dinamizmi, sadece Kürtlerin değil, Türklerin  kurtuluşuna da temel bir katkı sunuyor.<br />
<br />
Teslim TÖRE</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.solplatform.org/forumdisplay.php?f=91">Son Haberler</category>
			<dc:creator>Teslim Töre</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.solplatform.org/showthread.php?t=5176</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Devrimci Komünistler Referandumun Neresinde Duruyor?</title>
			<link>http://www.solplatform.org/showthread.php?t=5174&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Sat, 14 Aug 2010 11:45:53 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[DEVRİMCİ KOMÜNİSTLER REFERANDUMUN NERESİNDE DURUYOR? 
 
 
&#8217;&#8217;Devrimci Komünistler referandumun&#8217;&#8217; neresinde duruyor? Benim için, önemli olan  soru...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><font color="Blue">       DEVRİMCİ KOMÜNİSTLER REFERANDUMUN NERESİNDE DURUYOR?<br />
<br />
<br />
&#8217;&#8217;Devrimci Komünistler referandumun&#8217;&#8217; neresinde duruyor? Benim için, önemli olan  soru burasıdır. <br />
Türk militer devletinin partilerin nerde durduğu? Veya AKP hükümeti&#8217;nin nerde durduğu değil? Sözüm ona;Türk militer devletinin partileri Kemalist CHP veya şoven, faşist MHP&#8217;nin nerde durduğu hiç önemli değil?<br />
	<br />
Bana göre emekçi sınıfların çıkarları doğrultusunda;Marksist, Komünist hareketin nerde durduğu önemlidir. <br />
Yoksa burjuvazinin gündemi doğrultusunda Anayasa referandumuna utangaç bir biçimde &#8217;&#8217;EVET&#8217;&#8217; veya &#8217;&#8217; HAYIR&#8217;&#8217; demenin bir anlamı yoktur.<br />
<br />
Devrimci ve Komünistlerin bakış açısıda bu anlamda önemlidir. Emekçi sınıfları savunmak da, burda kendini ifade etmesidir. Marksist  Komünist hareketlerin tavrının emekçi sınıflara yol gösterici olmalıdır.<br />
<br />
Yoksa düzen içi burjuva görüşlerlerin peşine takılarak &#8217;&#8217;Evet&#8217;&#8217; veya &#8217;&#8217;Hayır&#8217;&#8217; demenin ne anlamı olabilir.<br />
<br />
Bana göre bu kolaycılıktır; bu ne demek biliyormusun? Marksist &#8211;Komünistlerin görüşü yok demektir.<br />
Oysa; Marksist &#8211;Komünist hareketler emekçi sınıfların öncüsü ve bir anlamda kurtarıcısı olduğunu iddia etmektedir.<br />
<br />
O halde; hala Marksizme, sınıf mücadelesine ve sosyalist mücadeleye, devrime inancımız hala devam ediyorsa? Biz devrimci-komünist hareketin önemli görevleri sırtlarında kambur gibi durmaktadır.<br />
<br />
Bu kamburdan kurtulma da Marksist-Komünist hareketlere düşmektedir. Emekçi sınıflara yakın durmanın yoluda ona inandırıcı yoluda, komünist politikanın, burjuvaziden bağımsız politikalarla ayrıldığını göstermek olmalıdır.<br />
<br />
Yoksa;bugün kü gibi anayasa referandumda kendisini;hem Kürt ve Komünist olarak görerek! <br />
AKP&#8217;nin hazırladığı 12 Eylül Anayasasını aratmayacak ve AKP&#8217;nin kendini kurtarma Anayasasına evet demek devrimci hareketlerin görevi değildir. 12 eylül Faşist diktatörlüğüne karşıymış gibi! Görerek kör gözle bakarak emekçi sınıflara Devrimci &#8211;komünistlerin görüşü olarak utangaç biçimde &#8217;&#8217;EVET&#8217;&#8217; olarak sunmak ve desteklemek doğrumudur?<br />
<br />
Diğer yandan başka bir anlayış; Sorunu sadece AKP hükümetinden kurtulmak olarak görerek! Kemalist CHP ve şoven, faşist MHP&#8217;le birlikte hareket ederek &#8217;&#8217;HAYIR&#8217;CI&#8217;&#8217; olmak!Devrimci-Komünistlerin tavrımıdır? Bir anlamda da 12 Eylül faşist Anayasasına evet demek değilmidir?<br />
<br />
Bu iki anlayış da bana göre; Marksist &#8211;Komünist tavırla bağdaşır bir yanı yoktur!<br />
<br />
Biz devrimci-komünistler; kapitalist sistemin yıkılması için mücadele etmekteyiz. Emekçi sınıflara böylesi bir günde doğru politika göstermek olmalıdır.<br />
O, halde emekçi sınıflar açısından baktığımzda her iki anlayış da &#8217;&#8217;Marksist-Komünist&#8217;&#8217; hareketlerin tavrı bu olmamalıdır. <br />
<br />
Biz devrimci-komünisler açık ve tavırlı olmak zorundayız. Marksist &#8211;Komünistlerin amacı; emekçi sınıfları sosyalist devrimle sosyalist iktidara taşımak ve sınıfsız-sömürüsüz Komünist topluma taşımak diye bir görevleri vardır. <br />
Burjuva politikalarına alet olarak emekçi sınıfları hüsrana sürüklemeye umutsuzluğa itmek olmamalıdır.<br />
<br />
Yoksa devrimci-komünist hareketlerin burjuva çıkarlarını ve kapitalist sistemi korumak gibi bir görevleri yoktur!<br />
<br />
Kapitalist sistemi ve işleyişini iyi kavramak gerekir. Kapitalist sistemin ne Anayasası, nede sahte burjuva demokrasi anlayışı emekçi sınıfları kurtarabilir. Nede bu referandum Kürt halkını kurtarabilir.<br />
 <br />
Bunu anlamadan; Kapitalist sistemin çıkarların ömrünü uzatmak için, senaryolara fazla inanmamak ve destek olmamak gerekir.<br />
<br />
Kapitalist-Emperyalist sistemi; iyi anlamak gerekir. Bugün küresel kapitalist sistem ekonomik ve siyasi olarak bunalım içerisindedir. Hala kriz ne bitmiştir, nede sona ermiştir. Çünkü; Kapitalist &#8211;emperyalist sistemin kendisi bir krizdir. Küresel &#8211;kapitalizmin krizleri bitmez ve bitemez.  <br />
<br />
Biz devrimci hareketler burjuva sistemini krizlerden kurtarmak diye bir anlayışımız olmamalıdır. Aksine kapitalist sistemin krizini derinleştirerek emekçi sınıfların yararına ve çıkarları doğrultusunda yönlendirici politikalar üretmek devrimci-komünist hareketlerin görevi olmalıdır.<br />
<br />
Emek ve sermaye yan yana yaşayamaz! Bu mümkün değildir. Mutlaka birisi diğerini yok etmek zorundadır. <br />
Kapitalist sistem çürüyen bir sistem olarak! Diyalektik ve tarihi materyalizmine göre yok olmaya ve ölmeye mahkum bir toplum olduğuna göre yok olmaya mahkum olacak ve emekçi sınıflar kazanacaktır.<br />
<br />
Her ne kadarda emekçi sınıfların iktidarı olan! Sovyet sosyalizmi yenilgiye uğramış olsada bu şu demek değildir? Sınıf mücadelesi- emekçi sınıfların, sosyalist iktidar mücadelesi devam edecektir. Bu yadsınmaz bir gerçektir.<br />
<br />
Buna göre de; Marksist-Komünistlerin tavrı her zaman açık ve net olmak zorundadır. Emekçi sınıflar bu gün, dünya küresel-kapitalist sistem karşısında gerileyerek en zor bir duruma düşmüştür. <br />
<br />
İşçi sınıfı ve emekçi sınıflar;bugün kendi sendikal anlamda ve ekonomik örgütlenmeyi ve hak arama hakkı elinden alınmaya çalışılmaktadır.. <br />
<br />
Sendikalı olmak ve örgütlenmek bugün kü, koşullarda  emekçi sınıfların örgütlenmesi  zorlaşarak,  küresel-kapitalizm tarafından tüm dünyada  yok edilmek istenmekte ve ücretli örgütsüz köle sınıfı yaratılmaya çalışılmaktadır. Bu konuda burjuvazi önemli ölçüde de başarılı olmuştur.<br />
<br />
Benim söylediğim; Devrimci-Komünist hareketlerin can damarıdır. İşçi sınıfsız ve emekçi sınıfsız, örgütsüz sosyalist devrim düşlemek! Bir ütopya olduğu kadar da ham hayal olduğuna göre?<br />
<br />
O, halde; Marksist-Komünist hareketler için, emekçi ve işçi sınıfının öncüsü olmak, politikasını üretmek de önemlidir. Böylesi bir günde de, demokrasi mücadelesini iyi yorumlamak da Marksist-Komünst hareketlere düşmektedir.<br />
<br />
Devrimci-komünistler emekçi sınıflara doğru politika götürürken, burjuva kuyrukçuluğu yapmaz ve yapmamalıdır.<br />
<br />
Burjuvaziden ayrı bağımsız politikalar üretmek geliştirmek zorundadır. Bu doğrultuda hareket ederek  emekçi sınıflarla bütünleşe biliriz. Düşünerek bir kez daha BOYKOT demeliyiz....<br />
<br />
<br />
<br />
Mehmet ÖZCAN</font></div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.solplatform.org/forumdisplay.php?f=9">Makaleler</category>
			<dc:creator>zafer.53</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.solplatform.org/showthread.php?t=5174</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Ordunun İçinde ki Köstebek</title>
			<link>http://www.solplatform.org/showthread.php?t=5173&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Fri, 13 Aug 2010 18:36:26 GMT</pubDate>
			<description>ORDUNUN  İÇİNDE Kİ   KÖSTEBEK 
 
Türk Ordusu, kendisine ait olmayan bir zamanlama  ve planlama ile seksen yıldır oturduğu, kürsüsünden  aşağıya...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>ORDUNUN  İÇİNDE Kİ   KÖSTEBEK<br />
<br />
Türk Ordusu, kendisine ait olmayan bir zamanlama  ve planlama ile seksen yıldır oturduğu, kürsüsünden  aşağıya indiriliyor. Tek  kelime ile  ordu eski saltanatını kaybediyor. Toplum nezdinde açık,  açık, teşhir edilmesi, itibardan düşürülmesi, Genel Kurmay Başkanının  yok dediği belgenin birkaç gün sonra basına  sızdırılması, Genel Kurmay Başkanının defalarca yalancı konumuna düşürülmesi, ordunun bizzat kurduğu ve sayısız cinayet işletmiş olduğu JİTEM, Kont Gerilla, Gladyo, TİT, Ergenekon gibi katil yapılanmaların deşifre edilerek, ordunun yurdu koruyan fedakar bir kurum değil, halkı katleden, çok kirli işlerle uğraşan bir yapılanma olduğu toplum gözünde netleştiriliyor.  En önemlisi de, çok  usta olduğu cunta yapma planlarının deşifre edilmesi ve en yetenekli olduğu cunta yapma fırsatının elinden alınmasıdır.<br />
<br />
Bütün bunlar, İlker Başbuğ&#8217;un Genel Kurmay Başkanlığı döneminde yapıldı. 2002,2003,2004 de yapılmış olan planlar  2009, 2010 da deşifre edildi. Nedeni meçhul. Hilmi Özkök&#8217; ün  Genel Kurmay Başkanlığı döneminde yapılmış olan &#8220;Balyoz harekatı, Şeriata  karşı  mücadele Planı&#8221; gibi planlar İlker Başbuğ&#8217; un Genel Kurmay Başkanlığı döneminde, üstelik Hilmi Özkök&#8217; ün tanıklığı  da  kullanılarak açığa çıkartıldı. Kuşkusuz ne bu planları, ne de zamanlamasını yapan AKP&#8217; dir. Geçmişte orduyu cuntalara yönelten de, Türkiye halklarına düşmanca davranış içine sokanda, Toplumun dokusunu değiştirmeye yönelten de ve bu gün eski tahtından indirip, prestijini yerlerden sürükleten de  başta ABD olmak üzere diğer emperyalist güçlerdir. Gerektiği zaman, gerektiği kadar kullandılar, gereksinimleri bitince de, yerden yere vurarak,  yeni bir  konuma  sürüklüyorlar.<br />
<br />
Bir zamanlar, Sovyetler Birliğine, sosyalistlere karşı tam bir işbirliği yaptığı emperyalizm, Sovyetler Birliği yıkılıp, sosyalist sistem çökünce, ordu da Türkiye solunu, sosyalistlerini  bitirince  ordunun tarihsel ve nesnel görevi de bitmiş oldu. Gelinen  noktada, globalizmin  artık o zamanki gibi bir orduya gereksinimi kalmadı. O nedenle de söz konusu zamana kadar &#8220;kahraman&#8221; olarak lanse ettiği orduyu, şehit ailelerine, onların çocuklarını öldürten bir &#8220;hain&#8221; olarak  göstermeye başladı. PKK ile Çıkan çatışma ve baskınlarda, uydu görüntülerini, Her on&#8217;ların çekmiş olduğu resimleri yayınlayarak, kamuoyunda, Orduyu PKK ile iş birliği yaparak, kendi çocuklarını öldürttüğü intibaını yarattı. Dolaysıyla, orduyu, bulunduğu maddi, manevi  konumundan geriye itti ve itmeye devam ediyor. <br />
<br />
Ordu&#8217;nun eski yerinden oynatılarak yeni ve başka bir yere konumlandırılması, Türkiye nin iç ve dış  politikasında çok önemli bir başkalaşımın  oluşturulması anlamına  da geliyor. Söz konusu başkalaşım, dış politikada yüz seksen derecelik bir dönüşe yol açtı. Birkaç yıl öncesinin, düşman olarak belirtilen ülkeleriyle, şimdi düşmanlık derecesinin tersi olan dostluk ilişkileri içerisine girildi. Dış politikadaki bu değişim kadarı henüz içerde olmadı. Ama olacağı kesin gibi. Hala bazı insanlar yapmış oldukları konuşmalar, yazmış olduğu yazılar nedeniyle yargılanıp caza giyseler de, eskisi ile mukayese edilemeyecek kadar geniş bir tartışma ortamı  oluştu.  Kürt sözcüğü eskisi kadar ürkütücü  değil. Özerklik, federasyon, bağımsız devlet kurma gibi konular tartışılabiliyor. Tartışma alanlarında bazı esnemeler olsa da henüz bir burjuva demokratik ortam oluşmuş değil. İlerde oluşup, oluşmayacağı da fazla net gözükmüyor. Buna rağmen iki önemli soruya net yanıtlar vermek gerekiyor.<br />
<br />
Birincisi; emperyalizm neden böyle bir politika izliyor, ikincisi; buna karşın sol geleceğe yönelik olarak nasıl bir politika izlemeli?<br />
<br />
Emperyalizm, ordu eli ile, kendi  sermayesinin önündeki bütün çakır dikenleri temizledi. Emperyalizmin Türkiye de egemenlik kurmasının önünde engel teşkil edebilecek olan  68, 78 gibi kocaman iki kuşağı, dünya anlayışları, toplumsal dokuları ile birlikte  yok ettirdi. İş birlikçi, uşak ruhlu, para kulu, kişiliksiz, karaktersiz ne kadar insan bozması varsa devlet içinde egemen kıldı. Yeteneksizlerin yeteneklileri yönettiği bir yapılanma yarattı. Ordu  uzun süre bu sanal çarkın   korumacılığını yaptı. Onlar emperyalizme ordu da onlara hizmet etti. Ordu, sadece silah sahibi değil, sermaye sahibi de oldu. Ordu Yardımlaşma Kurumu(OYAK) olarak oluşturulmuş olan, sermaye grubu, Türkiye&#8217;nin ilk beş sermaye gruplarından birisi haline geldi. Ordu sadece cunta yaparak erke el koymuyordu.  Her türlü yasal denetim ve  basın yayın kurumlarının bilgisi  dışında kalarak, çeşitli kampanya vb. gibi  yöntemlerle sermaye birikimi de sağlıyordu.<br />
<br />
 Ancak, sermaye ile ordunun milliyetçi ideolojisi, disiplini bağdaşmadı, çatıştı. Ordunun iktidar ve silah üzerindeki egemenliği, globalizme  ters bir şekilde,sermaye piyasasına  yansıması artınca, işler değişti.  Önce OYAK BANK&#8217; ı  bir Hollanda bankası aldı. Başka bir anlatımla, ordunun önce  mali gücüne el koydular, sonra da iktidar üzerindeki egemenliğine.<br />
Emperyalizm orduyu tahtından ötelerken, ordunun yerine neyi koyuyor? Bu sorunun doğru yanıtını bulmadan, diğer konulara  sağlıklı  yanıtlar bulmak olanaksız. Somut veri ve gelişmelere bakarak bu soruya yanıt verecek olursak; ordunun yerine global sermaye yi koyduğunu, Türkiye&#8217;yi sıradan bir bölge devleti olmaktan çıkartıp, icazetli emperyalist üst bölge ülkesi konumuna yükseltip, orduyu da bu  yapılanmaya göre  şekillendirip, bu yapılanmanın denetimine verdiğini söyleyebiliriz.<br />
<br />
Globalizm bütün gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, bölge üstü, icazetli emperyalist  bir ülke haline getirmekte olduğu  Türkiye de de paralı askerlik sistemini kuruyor. Ordunun yapmış olduğu  her cuntadan sonra, cunta şeflerinin: Türk halkının  bağrında yetişen ordu, Türk halkının çıkarı için iktidara el koymuştur teranesini  gereksiz kılınıyor. Ordu,  yapı itibarı ile nitel bir değişime uğratılıyor. İlker Başbuğ, bütün bu gelişmeler karşısında  çar naçar kalınca çareyi; &#8220;ordu içinde köstebeklerin&#8221; olduğu  açıklamasında buldu. Ancak bu buluş ne kendisini ne de kamu oyunu tatmin edebildi. Evet ordu içerisinde &#8220;köstebek&#8221; var ama yapısal bir &#8220;köstebek&#8221;. Besbelli orduyu onlar yönetiyorlar, değiştiriyorlar, amatör ordu  kesimini profesyonel orduya dönüştürüyorlar. &#8220;Kozmik odaları&#8221;, o odaların içinde ne gibi gizli belgelerin olduğunu bilen, deşifre eden, hakimleri oralara kadar sokan bir &#8220;köstebek&#8221;. İşte netçe görüldüğü gibi ordu içindeki &#8220;köstebek&#8221; globalizmin çekip çevirdiği  böyle bir &#8220;köstebek&#8221;.<br />
<br />
Bütün bunlar, sistem içi çatışma ve sistemin iç başkalaşım sorunları. Söz konusu iç başkalaşım yaşanırken, sistemin bütün dokuları etkileniyor. Çünkü iç başkalaşım, eski güç dengelerinden, çıkar ilişkilerinden,  sistemin dayanaklardan çok önemli değişimlere neden oluyor. Benzetmek uygunsa, sistemin her alanında depremler yaşanıyor. Önemli sermayeler el değiştiriyor, içte ve dışta yeni çıkar alanları oluşuyor, sömürünün yöntemleri değişiyor. Suriye gibi eski bazı çatışan çıkarlar şimdi çakışırken, eskiden çıkarı çakışın İsrail gibi eski dostlarla da çıkar çatışması yaşanıyor. İçerde, Demireller, Demirel&#8217;in &#8220;aile fotoğraflarındakilerin&#8221; alayı, Uzanlar ve daha nicelerinin servetleri, sermayeleri el değiştirdi. TÜSİAD ve MÜSİAD derin bir çatışma içindeler. Bütün bunlar hayatın her alanına yansıyor. Yaşanmakta olan bu iç başkalaşım depremi, sistem yöneticilerini  ciddi bir şekilde depresyona sokuyor. Devletin bütün kurumları, bir biri ile çatışma halinde, sağlıklı bir uyumu yoktur. <br />
<br />
Hiçbir şey normal düzeyinde seyretmiyor. Anayasa değişikliği için yapılan referandumda aynı anormallikle devam ediyor. Ne iktidar ne de muhalefet referandumla ilgili propaganda yapıyor. Anayasa dan başka şeyler tartışılıyor. Seçim havası içinde, iktidar kavgası veriliyor. Halkların olup bitenden bir şey anlayıp anlamadığı pek belli değil. Sistemin sahipleri  iktidarla muhalefet, solun bazı kesimi kadar Anayasa tartışması yapmıyor. Onlar, yoğun bir iktidar kavgası  içindeler. Sistemin sahipleri, sorunun Anayasa sorunu olmadığını, güç ve iktidar sorunu olduğunu biliyor. O nedenle de referandumdan faydalanarak kendi güçlerini artırma ve iktidar olma mücadelesi veriyorlar. Bu çelişki ve çatışmaların solu ve Türkiye halklarını  ilgilendiren yanı; solun ve halkların  bu çelişki ve çatışmalardan yararlanarak alternatif bir politika  ve  ona denk bir gücü yaratmasıdır. Ama görüldüğü kadarı ile, solun  bir kesiminin ne kendisi  olma, ne de iktidarı  hedefleme derdi var.<br />
<br />
Globalizm solu, kendi sorunlarından, sistemin sorunlarını tartışmaya çekmeyi başarmış durumda. Kendi dağınıklığını, güçsüzlüğünü, yetmezliğini, yetersizliğini tartışmak, çözüm aramak yerine, hazırlanışına katkısı olmuş  gibi. sistemin Anayasasını tartışıyor.  Sistemin yaşamakta olduğu bu alaboradan nasıl yaralanıp, güçleneceğini tartışarak, belli taktik ve stratejiler belirlemesi gerekirken, sisteme angaje oluyor. Kendilerine ait olmayan, uzak, yakın bir ilgisi bulunmayan evet, hayır üzerine olmadık tartışmalar yapıyorlar. Bazıları, eski Anayasa maddeleri ile yeni maddeleri karşılaştırarak, yenilerin de  &#8220;yetmediği&#8221; ama eskisinden daha &#8220;demokratik&#8221; olduğu tespitinde bulunarak  evet&#8217;in ne kadar yararlı, hayır&#8217;ın ne kadar zararlı olduğunu savunuyor. Diğer bazıları da hayır&#8217;ın ne kadar yararlı, evet&#8217;in ne kadar zararlı olduğu tespitinde bulunuyor. Sistemin yaşamakta olduğu iç başkalaşım, bundan kaynaklı depresyon dan  solun nasıl yararlanacağı, bu ortamdan  faydalanarak, geleceğe nasıl hazırlanacağı söz konusu bile edilmiyor. <br />
<br />
Halbuki, solun, her fırsatta, bir güç olma, sistem alternatifi yaratma, iktidara aday olma gibi bir sorumluluğu ve görevi var. O da yetmez, emekçilere, halklara karşı da bir tarihsel borcu  duruyor. Söz konusu borç, Türkiye&#8217;nin ve halkların en önemli sorunu haline gelmiş olan Kürt sorunudur. Kürt sorununu, ulusların kendi kaderini tayın hakkı temelinde, bilimsel yöntemlerle, Türkiye&#8217;nin gündemine sosyalistler getirdiler. Onlarca yıllık Kürt sorununa bilimsel bir içerik kazandırdılar. Kürt halkı, bu bilimsel  temelde oluşan Özgürlük hareketine destek vererek, kendi sorununa sahip çıktı. Önemli kazanımlar sağlayarak, sürecin sonuna yaklaştı. Artık fiili kazanımlarını yasal ve anayasal kazanımlarla kalıcılaştırmak istiyor. Sistem, ağır  depresyonlarla,  bir iç başkalaşım yaşarken, sosyalistlerin; Özgürlük hareketi ile dayanışarak, Kürt halkıyla  sağlam bağlar kurup, Türkiye&#8217;nin ve halkların bu en önemli sorununun çözüm önerilerini sisteme dayatması gerekiyor.<br />
<br />
 Ayrıca, bir çok haklı nedenle,  solun  önemli bir kesimini oluşturan, Kürt Özgürlük hareketi, Alevi dinamizmi sol, sosyalistlerle ayrı kulvarlarda devam ediyor. Ayrı kulvarlarda devam eden güçlerin hiç birisi,  sadece  kendi dinamizmi ile, diğerlerini toparlama, sistem karşıtı güçlü bir alternatif yaratma gücüne ve şansına sahip değil. Her üçünün de birbirine önemli gereksinimi var. Sistemin yaşamakta olduğu ve bazı konularda da çıkışsızlık içine girdiği şu ortamı değerlendirerek, bir yapı yaratmak gerekirken, sistemin önüne atmış olduğu  ve sistemin hiçbir partisinin ilgilenmediği,Anayasanın eski maddelerinin mi yoksa yenilerinin mi daha &#8220;demokratik&#8221; olduğu  ikilemi ile zaman öldürüyor. Sürece, kendi iradesi ile  müdahil olamıyor.<br />
<br />
Teslim TÖRE</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.solplatform.org/forumdisplay.php?f=9">Makaleler</category>
			<dc:creator>Teslim Töre</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.solplatform.org/showthread.php?t=5173</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Paradigmal formül</title>
			<link>http://www.solplatform.org/showthread.php?t=5172&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Fri, 13 Aug 2010 09:55:14 GMT</pubDate>
			<description>PARADİGMAL FORMÜL 
 
 
Osmanlıda esas olan Türklük değil müslümanlıktı.Hedefi ise cihan devleti olmaktı.Böylelikle cihanda müslümanların egemen...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>PARADİGMAL FORMÜL<br />
<br />
<br />
Osmanlıda esas olan Türklük değil müslümanlıktı.Hedefi ise cihan devleti olmaktı.Böylelikle cihanda müslümanların egemen olmasını sağlayacaktı.Bunu büyük oranda başarsa da  gerçek olan bu uğurda Türkleri harcadığıdır.Özellikle Yavuz döneminden başlayarak Türkmenler katliam,aşağılama ve asimilasyona tabii tutulmuş nüfusları eritilmiştir...<br />
<br />
<br />
Avrupa,ortaçağın karanlığını reform-rönesans hareketleri ile aşmış,sanayi devriminin olanca sıkıntılarını ise aydınlanma dönemi ve halka yönelik &quot;elma şekeri&quot; kandırmacalarıyla sönümlendirmişti.Osmanlı ise bu sıkıntıları yaşamadı,dolayısıyla da meyvelerini toplayamadı.Bu yüzden batıya ayak uydurmaya çalışan konumuna düştü.Bu da onun tarihsel pratikte duraksaması,gerilemesi anlamına geldi...Batıdaki,sömürgecilikten  emperyalizme geçiş,kapitalizmin ağırlığını tam anlamıyla arttırması,yükselen milliyetçilik olgularının etkileri elbette Osmanlıda da görülecekti,öyle de oldu. Bu gelişme sürecinin Osmanlı toplumuna yansıması kendini,  kopuşlarla(Yunan,Bulgar...) ve jöntürkler ile gösterdi.Bir yandan batının aydınlanma dönemi bir yandan da sultan Abdülhamit'in baskıcı yönetimi jöntürk leri doğurdu.Jöntürk lerin içinden çıkan örgütlerin en ünlüsü ise İttihat ve Terakki oldu.Ordu içindeki doktor subaylarca kurulan İttihat cemiyeti ile muhalif birçok  cemiyet birleşerek İ.T. yi oluşturdular.İ.T.nin amacı meşrutiyet ilan ettirmek ve Abdülhamiti devirmekti.Amacına ulaştıktan sonra ise balkan savaşlarının da etkisiyle Türkçü bir zihniyete büründü.1nci paylaşım savaşı hezimetiyle İ.T.nin üst kadrosu tasfiye edilince alt kadro işgalden kurtuluş savaşını yürüttü ve TC yi kurdu.<br />
<br />
<br />
Osmanlının son döneminde erime noktasına gelen Türk unsuru TC ile kurtarılmaya çalışıldı.M.Kemal in &quot;Türkiye Cumhuriyeti ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir&quot; demesi bu yüzdendi.Böylece sınırlar dahilindeki herkes &quot;Türk&quot; kabul edilerek diğer unsurlar bu kavrama bağlanmak istenildi.Dönemin konsepti mevcut koşullara uydurularak orta asyadan gelen Türklerin  erimesi önlenmiş ancak bu sefer de diğer etnik grupların erimesi söz konusu olmuştu... Batıda milliyetçilikten ırkçılığa  yükselen anlayış TC de de etkisini göstererek,tek parti yöneticilerinin bu yöndeki beyanları  pratiğe de geçirildi.Herkesi &quot;Türk&quot; kabul etmenin ilacı da hali hazırda mevcuttu;Müslümanlık...Bu anlayışa uygun olarak  gayri müslim yapı karşılıklı mübadele, varlık vergisi,6-7 eylül olayları vs ile planlı bir şekilde peyder pey dışlandı,eritildi.Müslüman çoğunluk ise sindirme,unutturma,çağdaş eğitim,ekonomik sıkıntılar,resmi tarih,kemalizm,medya...vs... yöntemlerle uyutuldu.Uyumayanlar  ise katliamlara varan uygulamalara maruz kaldı.<br />
<br />
<br />
1924 anayasasından sonraki dönemde görülen tekçi anlayış,toplumun geniş kesimlerinin temsiliyetini engelleyerek tek parti dönemini başlattı.Bunun anlamı herkesin zorunlu olarak merkezde toplanmasıydı.Böylelikle temel amaca hizmet edilerek herkes &quot;kardeşce&quot; yaşayacaktı.Osmanlının geri kalmışlığından kurtulunup çağdaş bir toplum oluşacak ve Türkiye dünya üzerinde hakettiği yeri alacaktı!..Türkiye dünya üzerinde hakettiği yeri kuşkusuz ki aldı,ancak kapitalin belirlediği yerdi burası.Dolayısıyla sadece ekonomik alanda değil siyasi,demokratik,insanlık vs her alanda kendi vatandaşını ezdi,ezdirdi.Ne de olsa kutsal olan devletti ve vatandaş devlet için vardı.Devlet olmasaydı halkı bekleyen dış mihraklar hali hazırda beklemekteydi!<br />
<br />
<br />
Şüphesiz ki bu politikalar toplumda bilinçli/bilinçsiz &quot;kimlik&quot; bunalımı yarattı...İnsanlar ne doğuluydu ne de batılı...&quot;Bir Türk dünyaya bedeldir&quot; anlayışı ile &quot;bizden adam olmaz&quot; anlayışı arasında sıkışıp kalındı...Kırdan kente yoğun göçlerle ne köylü ne de şehirli olan lümpen sınıf yaratıldı...Toplumsal ve kültürel yozlaşma sözkonusu uyutmanın bir parçasıydı.Amaç temelde düşünen insanın olmamasıydı.Düşünebilenler ise radikal,marjinal gruplar olarak nitelenip toplum dışına atıldı... Kapitalizmin bir götürüsü olan  yabancılaşmanın kapitalizmi benimseyen TC de de  görülmesi gayet  doğaldı.Osmanlının geri kalmışlığından kurtulup batılılar gibi ileri olmayı arzulayan TC, kapitalist modernite ile insanını yabancılaştırdı...                                    <br />
<br />
<br />
TC Devleti,arker-sivil bürokrasisine dayanan oligarşik yapıdır.Bu yapının temel paradigmal formülü; 'merkezden sapmamak' tı.Halen de öyledir.M.Suphi,şeyh Sait,Seyit Rıza,A.Menderes,D.Gezmiş ...vs... diğer olaylar bu kapsamda ele alınmalıdır.Farklı görüş ve dünyanın insanlarının aynı sona maruz kalmaları bu formülü doğrular niteliktedir.Buna göre şekillenen devlet,siyasi,ekonomik ve  toplumsal yapı,belli aralıklarla yapılan arkeri darbelerle gerekli balans ayarı yapılarak 'merkez' e çekilmiştir.Yine 60 larda yükselen 70 lerde şekillenen devrimci solu 'merkez' e çekme görevini,sol gibi görünerek Chp yapmıştır. Daha düne kadar seriatçı,yobaz denilerek irticai faaliyet kapsamında görülenler,bugün devletin en tepesindeler,ancak 'merkezin' içindedirler,dışında değil...Kapitalizm,Kemalizm,nato üyeliği,batılılaşma,çağdaşlaşma...vb...gibi olgular paradigmal formülün  alt unsurlarıdır. TC nin hedefi ne kapitalizm,ne kemalizm,ne de sonrasında nato üyeliği,komünizmle mücadele vs değildi,yok olmak üzere olan bir devlet ve milleti tekrar tarih sahnesine sokmaktı.Temel hedef buydu,diğerleri bu hedefin nihayi unsurlarıydı. O yüzdendir ki kendi hedefine muhalefet olabilecek her kişi ve yapıya aşırı tepki göstererek kara bir tarih yazmıştır malesef..Nitekim,M.Suphi lere verilen tepki! buna iyi bir örnek teşkil eder.Bu tepkisel paranoyanın kökeni,İ.T. nin hasta adamı kurtarma amacını güderken ona ölümcül son darbeyi yine kendisinin vurmasına dayanır.Bu tepkisel paranoya sonraki nesiller için bilinçaltı paranoyasına evrilmiştir. Buna dair verilebilecek örneklerden biri ise &quot;bölücülük&quot; paranoyasıdır...TC nin ,Kürtlere yönelik özel bir düşmanlığı söz konusu değildir,özel politikaları sözkonusudur.Kürtler de 'merkezde olmadıkları' ve buna da devam ettikleri için tüm bu &quot;tepkilere&quot; maruz kalıyorlar. Eğer ki 1915 Ermeni tehciri olmasaydı ve Ermeniler de 'merkezden' sapsalardı aynı muameleyi göreceklerdi kuşkusuz.Aynen devrimciler gibi,son döneminde A.Menderes gibi...<br />
<br />
<br />
Evet paradigmal formül merkezden sapmamaktır ve bu formül temel bir formüldür.Batı anlayışıyla da tam uyumludur.O yüzden, mesela, bu ülkeye gerçek bir demokrasi asla gelemez.Ancak batının çizdiği kadar gelebilir.Keza batıda da gerçek anlamda bir demokrasi zaten yoktur.Demokratik bir hak olarak hatta yasal olarak komünizm yükselse hem batılı ülkeler hem TC buna engel olmayacak mı? Engel olmayı bırakalım işi katliamlara vardırdıkları tarihsel gerçeklik olarak önümüzde durmaktadır.Peki,batı 'merkezden sapanlara' çok mu müsamahalıdır? Hayır! Aslında bu temel formül TC den ziyade batının formülüdür.TC sadece batıya ayak uydurmaktadır.Öte yandan şeriatla yönetilen ülkelerde,sosyalist görünümlü ülkelerde 'merkezden sapanlara' ne kadar izin verilir?..Ulus devlet,üniter devlet,federal devlet olsun 'merkezden sapanlara' ne kadar izin verilebilir?..<br />
 <br />
Demek ki,tüm bunlardan şu sonuca ulaşıyoruz; 'merkezden sapmamak' devletlerin temel formülüdür.</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.solplatform.org/forumdisplay.php?f=9">Makaleler</category>
			<dc:creator>Eng</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.solplatform.org/showthread.php?t=5172</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Türkiye nin yeniden dizaynı</title>
			<link>http://www.solplatform.org/showthread.php?t=5171&amp;goto=newpost</link>
			<pubDate>Fri, 13 Aug 2010 09:29:37 GMT</pubDate>
			<description>TÜRKİYE NİN YENİDEN DİZAYNI 
 
Dünya yirminci yüzyılı da, egemen güçlerin paylaşım savaşlarıyla ve onların hegomanik zihniyetleri altında...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>TÜRKİYE NİN YENİDEN DİZAYNI<br />
<br />
Dünya yirminci yüzyılı da, egemen güçlerin paylaşım savaşlarıyla ve onların hegomanik zihniyetleri altında geçirdi.1nci ve 2nci paylaşım savaşlarıyla, paylaşılan topraklar ve zihinler,yine onlarca esir alındı...Yüzyılın ilk çeyreğinde görülen 1917 devriminin ardından batılı güçler,sovyetlerin hemen yanıbaşındaki Türkiye yi kendilerine göre şekil verdiler.Osmanlının son döneminde görülen ilerici  jön Türk akımının uzantısı yapı, tepeden inme bir burjuva devrimiyle, TC yi böylece kurmuş <br />
oldu...  Türkiye nin nato ya girmesiyle de  'komünizmle mücadele' konsepti kendini iyiden iyiye gösterdi.60 ların sonlarına doğru dönemin gençliği  isyan bayrağını açtığında ülkenin otuz yılına damgasını vuracak bir konsept böylece başlıyordu;Türk-islam sentezi...Önce &quot;Türk&quot; kısmı şekillendirildi, &quot;komünist avı&quot; na çıkılması gerekiyordu.Böylece Nihal Atsız ın ırkçı gençlerinin üzerine din empoze edilerek Türkeş in ülkücüleri yaratıldı.Faşist yapı, 12 martta yarım kalan işini 12 eylül de tamamladı.Türk-islam sentezini tüm ülkeye empoze etti.Solu adeta silindir gibi ezip geçen 12 eylül faşist darbesi toplumsal yapıyı da alaşağı etti.İnsan ilişkilerinden toplumsal ilişkilere değin herşeyi kendine göre dizayn ederken Yök aracılıyla da kendine bağlı,bilimsel nitelikten uzak aydınlar profesörler yetiştirdi.Bir yandan okullara <br />
din kültürü ve ahlak bilgisi dersini koydu diğer yandan da türbanı yasakladı.Tüm bu değişimlerin anası ise ekonomik alanda olanıydı.Kapitalist düzene tam entegre olma anlamında,dönemin dokunulmaz adamı Turgut Özal başa getirildi.Bu dönemde &quot;işini bilen memurları &quot; gördük,hayali ihracatı,naylon faturaları öğrendik.Enflasyon canavarı,van gölü canavarı gibiydi;vardı ama aslında yoktu.'pkk terörü' ,glasnot,prestorayko,yıldız savaşları projesi...derken...Berlin duvarı yıkıldı, SSCB ve Varşova <br />
paktı çöktü,batı açısından komünizm çöktü...Türk-islam sentezinin 'Türk' kısmı 'terörle mücadele' de kullanılırken,'islam' kesimi ise siyasi alanda kendini gösterdi.Refah partisi hızlı bir yükselişle iktidara kadar yürüdü,inişi de aynı hızla oldu.'Postmodern' bir darbeyle, 'amerikan karşıtı' Erbakan tasfiye edilip 'amerikan yanlısı' tayyib-gül ikilisi öne çıkarıldı.2002 de ekonomik sıkıntılarla boğuşan Türkiye de,mhp nin açık-net 'demokratik darbe' siyle Ecevit hükümeti sona erdi.Ve böylece yeni bir dönemin başlangıcına geçildi. <br />
<br />
<br />
YENİDEN YAPILANMAYA GEÇİŞ<br />
<br />
Türkiye yirminci yüzyılı,'Türk' etnisitesine dayalı kapitalist-modern ulus devlet oluşturmak,ab ye girmeye çalışmak, komünizmle  ve pkk ile mücadele yürütmek yanlışlarıyla geçirdi. Aslında sadece batı sistemine ayak uyduruyordu.Yirmibirinci yüzyılın henüz başında ise bu batı sisteminden zerre kadar bir sapma olmadı.Tam tersi globalizme tam bir uyumluluk sözkonusu.Kendinden menkul aydınların 'eksen kayması ' teranesi de safsatadan öte birşey değil.Eğer doğru analiz yapabilselerdi <br />
öncelikle savundukları ulus-devletin ,karşı oldukları emperyalizmin bir kavramı olduğunu görürlerdi...Yirminci yüzyılda batının emperyalist sistemine göre şekillenen Türkiye yirmibirinci yüzyıla da bu anlayışa göre başladı.Milli görüş gömleğini çıkarıp 'globalizm gömleği' giyen tayyip-gül ikilisi,sistemin tampon partisi mhp nin Ecevit'i 'yarıyolda!' bırakmasıyla iktidara taşındı.Böylece dünya üzerinde dönmeye başlayan sıcak para,uygulamak istedikleri projenin(bop) 'eş başkanları'ndan birinin döneminde gelmiş olacaktı.Eğer ki Ecevit döneminde sıcak para gelmiş olsaydı bu projenin Türkiye ayağı aksayacak bu arada Ecevit de gider ayak kahraman olacaktı,bu da emperyallerin işine gelmiyordu...  <br />
<br />
<br />
<br />
YENİDEN YAPILANMANIN DEVLET AYAĞI    <br />
<br />
Sömürgecilikten emperyalizme geçiş döneminde yükseltilen milliyetçilik,ulus-devlet gibi kavramlardan Osmanlının etkilenmemesi beklenemezdi.Nitekim öyle de oldu.Osmanlıdan kopuşların(yunan,bulgar...) başladığı bu dönemde jöntürk(gençtürkler) akımı doğdu.Bu akımdan İttihat Terakki,ondan da Türkiye Cumhuriyeti doğdu.1919-1923 arası Kurtuluş savaşında görülen geniş yelpaze daha sonra tekçi bir anlayışla tasfiye edildi.1930 larda avrupa merkezli yükselen ırkçı-faşist zihniyet TC üzerindeki tekçi anlayışı iyice kabarttı.'Güneş dil teorisi' ve 'Türk tarih tezi' bu dönemde doğdu,öldü.Yine bu dönemde,Chp içinde İnönü'ye karşı egemen güç olmak isteyen R.Peker ve arkadaşları tarafından yaratılan Kemalizm,Chp tüzüğü olarak geçirildi... <br />
<br />
2nci paylaşım savaşı sonrasında abd ve sscb nin güçlenerek çıkması,soğuk savaş dönemini yarattı.TC tercihini,öncesine ve ideolojisine uygun olarak 'batı' dan yana kullandı,Nato ya üye olmasıyla da ülkenin kaderini kendi elleriyle çizdi.Böylece 'komünizmle mücadele' kapsamında katliamlara varan toplumsal olaylar sistematik hale getirildi...<br />
<br />
2000 lerin hemen başında D.Perinçek in ülkücülere yakınlaşmasıyla yükselen ulusalcı akım,cumhurbaşkanlığı seçimleriyle cumhuriyet gazetesine ,ergenekon davasıyla da chp ye sıçradı.Bu ulusalcı yapının,' laik cumhuriyeti ' savunma refleksi raydan çıkarak devletin içindeki faşist çeteleri savunmaya evrildi.Bu da  akp ye açılan kapatma davasından sonra akp nin işine geldi.Böylece muhalefete istediği oranda dokunabilecekti.Bu noktada,konunun doğru anlaşabilmesi için bir hususu belirtmekte fayda var.Abd nin uyguladığı tipik bir formül; önce kendine bir düşman yarat(ya da bul) sonra onunla mücadele et, böylece sen güçlenirsin,istediğin yapıyı da <br />
yerleştirirsin...Hükümetiyle ordusuyla medyasıyla işadamıyla... amerikancı olan TC,elbette bu formülü uygulayacaktı.İşte buradaki  'düşman'  ulusalcılardır. Ergenekon davasının üst evresi de budur.Bu dava üzerinden ' ılımlı islam projesi ' uygulamaya sokuluyor. Amaç devletin içindeki çeteleri bertaraf etmek değil,öyle olsaydı içerdekilerin birçoğunun bilfiil çetecilikle ilgisi olmadığı halde,dışardakilerden de birçok kişi bu konularda deşifre olduğu halde niye bu bertarafa dahil edilmediğinin açıklanabilmesi gerekirdi.Amaç yukarıda da belirtildiği üzere ' ılımlı islam projesi ' ni yerleştirmek.Buradaki ' ılımlı islam projesi ' ni yirminci yüzyıl argümanlarıyla yorumlamamak gerekir.Şeriatçıların 'laik cumhuriyeti' ele geçirdiği falan yok.Bu proje ile,Türkiye bölgenin etkin gücü haline getirilip, müslüman-batılı yapısı müslüman dünyasına örnek gösterilecek ve böylece 'radikal dinci' akımlar da sisteme entegre edilecek,amaç bu.Bu entegrasyona kadar Abd,Afganistan ve Irak ı bilfiil işgal ederek kendi ve uluslararası sermayenin  çıkarlarına uygun bir düzen oluştururken bir yandan da İranı hem sağdan hem soldan sıkıştırdı.İran ın atom bombası kullanabileceği <br />
yaygarası kopartıp potansiyel suçlu ilan etti.Oysa ki kendisi bu konuda tarih önünde direkt suçluydu.Atom bombası kullanarak insanları katleden tek ülke ta kendisidir... Ergenekon davasının alt evresi ise,devletin içindeki çetelerin nesnel yapısıyla ilintilidir. Komünizmle mücadele ve sonrasında pkk ile mücadele kapsamında devletin içinde oluşturulan ırkçı-faşist çete yapılanmasının yerine dinci-faşist yapının alması sözkonusu. Yeni ergenekon,eskisinin yerini alıyor,tümden çeteler yokedilmiyor. Kısaca,ergenekon davası,hem askeri hem sivil ulusalcıların tasfiyesi ve bunun üzerinden 'ılımlı islam projesi' nin uygulanmasıdır.<br />
<br />
Ilımlı islam,ulusalcılar üzerinden akp eliyle yerleştirilirken  devletin her kademesine bunun yansımaları görüldü.Akp açısından belediyeler,bürokrasi,polis,mit ve medyayı 'ele geçirmek' hiç de zor olmadı.2007 seçimlerinde ,cumhuriyet mitinglerine rağmen oyunu arttırdı.Ve sıra yargının üst kademesiyle orduya gelmişti.Bu o kadar da basit olmadığından önce medyanın şekillenmesinin garanti altına alınması gerekiyordu.2007 seçimleri öncesi medya desteği ekonomik çıkara endeksliydi.Oysa ki olması gereken hem ekonomik hem siyasi çıkar buluşmasıydı.Böylelikle 'yandaş medya' oluşturuldu.Devletin malı haline getirilen atv-sabah,yine devletin parasıyla,damadının çalıştığı fikirdaş holdinge verildi.Yine bu dönemde,'amerikan demokrasisi'ni dünyaya 'demokratik' yöntemlerle yaymaya çalışan! soros un desteğiyle kurulduğu dillendirilen(özellikle ulusalcı sol tarafından) taraf gazetesi yayın hayatına girdi.Devlete,davalara,özellikle de orduya ait gizli belgeler her nedense! hep bu gazeteye servis edildi...Ne ilginçtir ki;akp'nin basındaki en büyük destekçisi olan liberaller,2007 seçimleri sonrasında desteğini çekme noktasına geldiklerinde,kapatma davasının <br />
açılmasıyla daha büyük bir destek sundular.Bu zamanlama açısından oldukça manidardı.Üzerine bir de komedya  tarzındaki ergenekon davasıyla, liberallerin akp ye olan desteği tam desteğe dönüştü...<br />
<br />
Bu dönemin en önemli olgularından biri de 'açılım' oldu.Kürt açılımı diye başladı,demokratik açılıma dönüştü,oradan milli birlik projesine evrildi.Amaç Kürt sorununu çözmekti ama zihniyet değişikliği olmadan,Kürtleri ve onun temsilcilerini kaale almadan çözmekti.Dolayısıyla çözmemekti! Eskiden beri uygulanan baskıcı yöntemler faşist zihniyetler -uygulayıcısı değişse de- devam ettikçe bu sorun nasıl çözülebilir? Amaç bu değil,başka.Bölgenin yeniden yapılanması kapsamında pkk nin etki alanını daraltıp güney oluşumunun önünü açmak.A.Öcalan ın yakalanıp Abd tarafından TC ye teslim edilmesinin de altında yatan buydu.Bu tayyibin de işine gelmektedir.Güney oluşumunun lideri Barzani de aynen Tayyip gibi nakşibendi kökenlidir,amerikancıdır.Akp nin bölgeden daha fazla oy almasına en büyük engel pkk nin varlığı ve ona dayalı siyasal,toplumsal yapıdır.Onun için çocuklara yönelik tutuklamalar yapılmakta,yaşından büyük hapis cezaları verilmekte,seçilmiş belediye başkanları tutuklanmaktadır...            <br />
<br />
Ve TC nin gittiği nokta,güneyin de dahil olduğu federatif yapıdır.Bu gidilen noktaya pkk tarafı da 'demokratik özerklik' istemiyle katkıda bulunarak ,bölgede, sistemin zorunlu ve akp nin gönüllü olarak istediği tektipçi anlayışa kota koymaktadır.Güneyin dahil olmadığı özerk ve/veya federatif yapılaşmanın bugünkü toplumsal yapıda imkansız gibi göründüğü açıktır.Güneyin dahil edilmesiyle, önce komünizm sonra pkk bahanesiyle yükseltilen ırkçılığın topluma olan yansıması sönümlenebilir hale gelebilecektir...      <br />
<br />
Yukarıda değinilen abd nin formülü iç yapıda olduğu gibi bölgesel yapıda da uygulandı,uygulanmaya devam da ediyor.Nasıl ki bu formül, içerde ulusalcılar üzerinden gerçekleştiriliyorsa bölgede de İsrail üzerinden gerçekleştiriliyor.One minute,alçak koltuk ve en son gemi baskını...Üçünde de aynı başka alt formül uygulandığı görülecektir;Önce Türkiye bir hamle yapıyor,İsrail buna tepki veriyor sonra geri çekiliyor.Böylelikle Türkiye ve onun başbakanı,ortadoğu halklarının gözünde kahraman oluyor ve bölgenin etkin gücü noktasına bir adım daha ilerliyor.Son gemi saldırısında 'beklenmeyen' ölümlerin olmasına rağmen 'başka alt formül' e uyan başka olaylar görülecek olması kahin olmayı gerektirmiyor...  Ortadoğunun, egemen güçlerin zihniyeti ve çıkarlarına göre biçimlenmesinde etkin görev TC nin jandarmalık görevidir.Bu kimilerine göre 'Neo Osmanlıcılık' ,bölgenin 'süper gücü' gibi kavramlarla tanımlansa da kendimizi aldatmaya hiç gerek yok.Bir zamanlar Almanların yapmak istediğini bugün Abd yapmaktadır...<br />
<br />
<br />
YENİDEN YAPILANMANIN EKONOMİ AYAĞI<br />
<br />
Osmanlının son döneminde etkin sermaye gücü konumundaki gayrimüslim burjuva cumhuriyetin kurulmasından sonraki dönemde zayıflatıldı.Devletin ideolojisine uygun bir Türk burjuvazisi oluşturuldu.Karşılıklı mübadele,6-7eylül gibi polikalarla gayrimüslimlerin gayrimenkullerine el konulup Milli Türk burjuvazisi güçlendirildi.Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren uygulanan devletleştirme ve devletçi ekonomi polikalar bazı sol kesimler tarafından 'devlet sosyalizmi' olarak algılandı.Böyle algılanmaya da devam ediyor.Oysa ki uygulanan olsa olsa 'devletci kapitalizm' olabilirdi.Çünkü devlete ait fabrikalar,işletmeler Türkiye'nin hemen yanıbaşındaki avrupa(batı) merkezli kapitalist ülkelerde de mevcuttu,hala da mevcuttur...Böylece hem devletin hem özel sektörün var olduğu 'karma ekonomik sistem' 80-90 lara kadar sürdürüldü.<br />
<br />
80 li yıllarda Özal la birlikte, karma ekonomik sistemden kapitalist sisteme tam entegrasyon geçiş dönemi yaşandı.Bu dönemde parayı koruma kanunu değiştirilerek döviz girdisi sağlandı.İhracatı engellemek suç kabul edilerek, 'fırsatçı'ların hayali ihracat için önü açıldı.Naylon fatura,rüşvet,ortadirek,enflasyon canavarı,'çağ atladık'...bu dönemin belirgin kavramlarıydı.90 lar ise belli aralıklarla yaşanan ekonomik krizler ve yoğun özelleştirme propagandalarıyla geçti.<br />
<br />
2000 lerin hemen başında yaratılan suni ekonomik krizle Ecevit in gidişi hızlandırılmış,böylece de 'dibe vuran' Türkiye nin tekrar yukarı sıçraması esnasında bop adına çalışanların(tayyip,mart 2006 da bayrampaşada bop eşbankanlarından biri olduğunu söylemiştir) iktidarda olması sağlanmıştı.Türkiye bu dönemde tam anlamıyla globalizme geçiş dönemi yaşadı.Dünya üzerinde deli gibi dolanan sıcak paranın önemli bir bölümü Türkiye ye geldi.Küresel sermayenin içeriye girişi yatırımlar aracılığı ile değil de daha çok şirketleri satın alma şeklinde oldu...Bu dönemde,aslında birbirinden çok da kopuk olmayan, Tüsiad merkezli egemen sermayeye alternatif  Anadolu merkezli Müsiadın çıktığı görüldü.Burjuva-laik yapının yerine burjuva -müslüman(tüccar) ekonomik yapı güçlenmeye devam etmektedir...<br />
<br />
Yine bu dönemde Kit ler büyük oranda özelleştirilerek,özellikle uluslararası sermaye ihya edildi.Doğaldır! ki bu da ulusalcıların tepkilerine sebep oldu...Devletin ekonomik hayattan çekilmesi süreci bu dönemde neredeyse tamamlandı.Ne var ki, bu kapital globalleşme,kapitalizmin kendi mezar kazıcıları sayesinde çöküşünün başlangıcına denk geldi.<br />
<br />
<br />
Son söz,<br />
TC de görülen değişim, sistem değişikliği değil,güç mekanizmasının değişimidir.Türk-islam sentezinden ılımlı islam a geçiştir.Bu değişim sadece içsel değil bölgesel ve nihayi hedefleri itibariyle uluslararası bir olgudur.Abd nin ve arkasındaki kapital egemenlerin, önce Afganistanı sonra Irakı işgalinin bir parçasıdır.Globalleşen TC,egemenler adına müslüman dünyasına,modern-müslüman yapısı örnek gösterilerek sözüm ona radikal dinci akımlar sönümlendirilecek.Elbette asıl amaç,egemenlerin bitmez tükenmez açgözlülüğüne biraz daha hizmette kusur etmeyerek mevcut sistemin ve çıkar mekanizmasının devamıdır... <br />
<br />
Not:<br />
Sorun,<br />
Egemenlerin bu ülkeyi yeniden dizayn etmesinde değil, sorun SOL un tüm bunlar karşısındaki tutumudur.Sol her zaman olduğu gibi bölünme provalarıyla meşgul.Referandum karşısındaki tavır da malesef bunu doğrulamaktadır...Ya alttan gelen nesil, sol içinde devrim yapacak ya da sol içindeki egemen zihniyetlerin ecelinin gelmesini bekleyecek...Ya da...</div>

]]></content:encoded>
			<category domain="http://www.solplatform.org/forumdisplay.php?f=9">Makaleler</category>
			<dc:creator>Eng</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.solplatform.org/showthread.php?t=5171</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>
